15

25 8 3
                                        

07.05.2018

"Yapmayın lütfen. Söz veriyorum bidaha geç kalmam."

"Her seferinde aynı yalan. Bu kaçıncı?"

Karnıma yediğim art arda tekmeler ile gözlerim kararmaya başlamıştı. Gözlerimi uzunca süre kapattım. Bidaha hiç uyanmak istemiyordum. Ama karnıma bir tekme daha yediğimde acı ile inlemiştim. Öksürüklerimin arasından zar zor konuştum.

"S-söz veriyorum. İstediğiniz para olsun veririm. Durun artık."

Bir anda hepsi durdu. İçlerinden en büyükleri tek dizinin üstüne eğilip yakamdan tuttu. Gömleğimi yırtarcasına çekiştirip oturmamı sağladı. Arkamdaki duvara yaslanıp derin nefesler almaya başladım. Yakamı bırakıp çenemi tuttu.

"50 milyon dolar, 2 hafta süren var. Getirmezsen bırak dövmeyi öldürürüm seni."

Şuanda paranın miktarına şaşıracak vaziyette değildim. Ama o söylediğim cümle yüzünden pişmanlık peşimi bırakmayacaktı. Onu söylemek yerine karnıma 50 darbe daha alabilirdim. Hepsi uzaklaşıp gittiğinde okul çantama uzandım zar zor. İçinden su şişemi alıp 2 3 yudumda bitirdim tüm suyu. Kalan minik damlacıkları yüzüme döküp kendime gelmeye çalıştım. Tam o sırada
çantamın ön gözünden yüksek sesle telefonum çaldı. Fermuarı açıp telefonu çıkarttım. Rehberimde kayıtlı olmayan bir numaraydı. Son kez derin nefes alıp telefonu açtım.

"A-alo?"

"Alo, Jeon Jungkook ile mi görüşüyorum?"

"Evet buyrun benim."

"Seul devlet hastanesinden arıyorum. Kaza geçiren 2 hastamız var. Telefon rehberlerinde bulup aradığımız kişi size yönlendirdi. Sanırım hastalar yakınınız. En kısa sürede ziyarete gelirseniz seviniriz."

"T-tamam ben kim olduklarını pek çözemedim ama gelirim."

"İyi günler."

Telefon kapandığında sanki hiç birşey olmamış gibi sakince yerden kalktım. Çantamdan otobüs kartımı çıkartıp hastaneye giden ilk otobüse bindim. Benim için sanki saatler süren yol sonunda bitmişti. Otobüsten inip hastaneye girdim ve danışmanın yanına ilerledim.

"Beni burdan aradılar, sanırım yakınlarım ile ilgili bir durum. Ama isim vermedikleri için bilmiyorum. Yardımcı olur musunuz?"

"Tabi, isminiz nedir?"

"Jeon Jungkook"

İsmimi söylediğim anda kadının gözünde hüzün gördüm. Bakışlarını kaçırıp boğazını temizledi.

"Doktora haber vermemi ister misiniz?"

"Gerek yok, odanın numarasını söylerseniz kendim gidebilirim."

Kadın tekrar bakışlarını kaçırdı. Ama sonra birini görüp oturduğu sandalyeden hızla ayağa kalktı.

"Efendim, Jeon Jungkook. Yakınlarını görmeye geldi."

"Tamam kızım sen otur. Gel bakalım delikanlı."

Doktoru takip ettiğimde beni kendi odasına getirdiğini anlamam 1 2 dakikamı bile almadı.

"K-kaza falan diyodu ama, neden ziyarete gitmiyorum şuan?"

"Otur bakalım."

Masasının karşısındaki sandalyeye geçip oturdum. Sosyal anksiyetem anında kendini belli etmişti. Ellerimi tırmalamaya başlamıştım. Bunu yaparken canım yanmıyordu ama yaptıktan sonra çok fazla acıyordu.

"Bu nasıl söylenir bilmiyorum ama kaza geçiren yakınlarınızın durumu hastanemize sevk edildiğinde pek iyi değildi. Bayan Jeon, kafasına aldığı darbeler yüzünden beyin kanaması geçirdi. Kanı uzun çabalar sonucu durdurduk. Bay Jeon ise kafasını direksiyona sert bir şekilde vurmuş. Kaburgalarında kırıklar var. Çok üzgünüm ama iki hastayıda kaybettik. Eğer Bay Jeon yaşasaydı hafıza kaybı geçirirdi. Bayan Jeon yaşasaydı da komada kalırdı. Yakınlık olarak aranızda ne var pek bilmiyorum fakat bu sizin açınızdan iyi veya kötü olabilir. Hastaları kaybettiğimiz için görme ihtimaliniz biraz düşük. Ama araştırmalar sonucu fotoğraflarını bulduk. Şöyle göstereyim."

Anlattıkları beni şoka sokmuştu. Yakınlarım derken, kimden bahsediyordu? Sağ tarafındaki çekmeceye eğilip 2 tane mavi dosya çıkardı. Bir kaç sayfasını çevirip içinden minik vesikalık fotoğraflar aldı. Uzanıp fotoğrafları tam önüme koyduğunda ruhumun bedenimden çekildiğini hissettim. En son kendimi yerlere atarken buldum.

"A-anne, B-baba"

Dizlerimin üstüne oturmuş kafamı yere koyup belki dakikalarca belki de saatlerce öyle durdum ve hüngür hüngür ağladım. Bunu yapmış olamazlardı. Beni nasıl bırakabilirlerdi. Kafamı yerlere vurmaya başladığımda koluma aniden giren iğne ucu ile duraksadım. Bedenim yavaş bir şekilde mıyışmaya başladığında bir kaç kere 'Anne, Baba' dediğimi hatırlıyorum. Sonrasında aylarca psikologlara gitmiş, hastanelerde kalmıştım.

Aradan yaklaşık 6 7 ay geçmişti. O çocuklar birgün beni bulacaktı. Biliyordum, ve buldularda. Hastane odamın kapısı kırarcasına açıldığında yerimden sıçradım.

"Nerde lan para?!! Öyle kolay mı lan. Aylardır seni arıyoruz aptal."

Boğazımı sıkan eller nefesimi sıklaştırırken Jimin'in sesini duydum. Hemen müdahale edip durdurmuştu o pisliği. Bugün bir şekilde atlatmıştık. Ama yarın ne olacaktı kim bilir. Bu yüzden bana bakmak isteyen, benim onları sevdiğim gibi seven bir kaç akrabamın desteği ile yurt dışında gittim. Avusturalya'ya.

Orda okumaya başladım. Hayatım bir anda çok ama çok değişti. İlk yıllar böyle mutlu, huzurlu değildim. Ama o girmişti hayatıma. Taehyung.

Ve tabii beni destekleyen diğer 6 arkadaşım. Bazen kendimi şanssız, bazen şanslı hissediyorum. Bazı günlerim güzel, bazı günlerim kötü geçiyor. Yine de eskisi gibi ölme isteği ile yaşamıyorum. Anne babam her aklıma geldiğinde ağlarım. Ben buyum işte çok güçsüzüm.



Selammmmm
Fici 20 yada 25 bölüm yapıcam. elimden geldigince hizli yazmaya calisiyorum. Umarim bolum guzel olmustur. Arada bi gecmise gidebilirim boyle. Neyse yarin bolum atarim gorusuruzz💗💗

7020 // TaekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin