Yazmaya vakit yok💀 Kusura bakmayın.d
İyi okumalar<333
----- ------
Gözü tek bir şeyi görüyordu:
Kan.
Her yer kanla kaplıydı.
Aşırı derecede kan kaybetmişti Yuna. Şimdi önünü görmüyor, nefes dahi zor alıyordu.
Ama hayattaydı.
Kan havuzunun içinde sağa sola döndü, yuvarlandı. Gözleri etrafı bulanık görüyordu. Kafası aldığı keskin darbeler üzerine sersemlemişti. İkili ikili görmeye başladığında nihayet doğruldu.
Üşüyordu. Hemde çok üşüyordu. Sanki dış kapı açıktı ve cereyan yapıyordu. Bir an duraksadı.
Polis? Polis neredeydi?
Psikopat katil polisi öldürüp kaçmış mıydı yoksa? Büyük ihtimalle kendisinin zaten öldüğünü sanmış olmalıydı. Ama duyduğu silah sesi neydi o zaman?
İçini bir korku dalgası sardı. Son 72 saattir yaşadıklarını psikolojisi artık kaldıracak durumda değildi. Tırnağı kırılsa ortalığı ayağa kaldıracak üniversiteli bir kızken şu an başından aşağı kan içindeydi. Kafası fena halde yırtılmıştı.
Hayat bazen acımasız olabiliyordu.
Gözleri doldu ve kendisini tutamayarak ağlamaya başladı. Çıkışı görebiliyordu. Sadece bir merdiven uzaklığındaydı. Bileklerini yırtan ipleri umursamadan son kurtulma umuduyla oraya doğru süründü.
İçinden bir ses artık özgür olduğunu söylüyordu. Diğeri ise tam tersi kalan ömrünü bir akıl hastanesinde geçireceğini fısıldıyordu.
---- ----
Yongbok derince iç çektiğinde yorgunluğunu belli etmemeye çalışarak yere dağılan yemekleri çöp poşetine doldurmaya devam etti. Yanında kendisiyle aynı işi yapan hizmetliler hallerinden memnun görünüyordu. Hatta bir tanesinin Bay Hwang'ın bugün onlara acıyıp az iş verdiğini söylediğini bile duymuştu.
Elindeki eldiven yüzüne değmeyecek şekilde bileğiyle alnındaki terleri sildi. Dışarısı çok soğuktu. Patronunun verdiği takım elbise inceydi ve donuyordu.
Elindeki çöp poşetini de dev konteynera attığında kendini çimenlere bıraktı. Hizmetliler bahçenin pırıl pırıl olduğundan emin olduklarında odalarına doğru çekildiler ama Yongbok olduğu yerde oturuyordu. Kalkamadı. Gitmeden önce masanını tozunu alan bir kadın vardı.
Çamaşır odasında karşılaştığı kadın.
Dalgın dalgın onu izlemeye koyuldu.
Hala annesine benziyordu. Onun gibi geniş omuzları ve uzun siyah saçları vardı. Hakiki esmerdi. Buna rağmen Yongbok bembeyaz suratını babasından almıştı.
Kadın onu fark ettiğinde masanın tozunu aldığı bezi sirkeledi ve yanına doğru yürüdü. Gülümsemesine karşılık Yongbok hala dalgın dalgın suratını izliyordu:
-"Yorulmuşsun."
-"..."
Bezi sirkelemeyi bırakıp diğerlerinin yanına koydu:
-"...Geri gelmediğim için kızgınsın değil mi?"
Yongbok bakışlarını çimenlere indirdi. Aklına açlıktan öldüğü gece geldi. Gerçekten ona sinirliydi:
-"Hayır..." diye mırıldandı.
-"Kendimce nedenlerim vardı..." diye savunmaya geçti kadın. Çocuğun sormasını bekledi ama sesini duymayınca devam etti. "Bay Hwang benden acil bir iş istedi ve bunun için süre bile tuttu."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mr. V's Bunny
FanfictionPsikopat katil Kim Taehyung ve onun peşini bırakmayan hırslı müfettiş Jeon Jungkook Her cinayetin ardından katil tarafından bırakılan güller, müfettiş Jungkook'un koleksiyonunu çoğaltıyor. Ona bir adım daha yaklaşıyor, istemeyeceği kadar dahil oluyo...
