Bi tık geciktirdiğim için özür dilerim. Bu bölüm sandığımdan daha uzun oldu ama sonunda küçük bir sürprizim var.😌🐥🥟
Yarın yazılı var ben tüm gün yazı yazıyordum. Allah'ım bana beyin ver-🧠🤝
Umarım beğenirsiniz.
İyi okumalar---->>>💖✨
---- ----
Yongbok kilitli dolapların arkasında durdu. Hyunjin'i bulmuştu. Bulmak zor değildi. Kendini her yerde belli ediyordu. Onun burada olduğunu bilmese bile burnuna gelen nane kokusu ile bağırıp çağırarak emir yağdırışı kendisini ele verecekti.
Neden burada olduğunu düşündü. Düşündüğü şeyi yapabilecek miydi? Hyunjin ile konuşma fırsatı olur muydu? Muhtemelen kendisini görür görmez düşünmeden ateş edecekti. Belki görmesine bile gerek kalmazdı. Önceden görür görmez indirmesini istediği adamları o kendisine dönmeden bile işini bitirebilirdi. Başka bir yöntem bulmalıydı. Konuşamazdı. Hyunjin her ne kadar boş yapmayı sevse de kendisiyle konuşma gereğinde bulunmazdı. Onun güvenini çok kez kırmıştı. Artık tamir edebileceğini sanmıyordu. Bu saatten sonra kırılacak tek şey kemiklerim, diye düşündü ve içindeki ses bu dediğine çaresiz bir gülümseme sundu.
Hyunjin'in ön vagonlardan birine girdiğini gördüğünde artık harekete geçme zamanının geldiğini düşündü. Saklandığı eşya dolaplarının arkasından çıkıp kalabbalık istasyonun ortasında durdu. Sarı saçlarını vahşice alnından uzaklaştırdı. Şu an gerilmişti ve vücut sıcaklığının giderek arttığını hissediyordu. Parmaklarını kütletirken saklandığı duvardan tedirgin adımlarla çıktı. Bunu yapmaktan başka çaresi olmadığını hissediyordu. Annesi yaşıyordu. Bu hayata tutunmak için tek tesellisiydi. Mantıklı düşünmeliydi. Hyunjin'in kendisine taktığı zincirden tasma ile hiçbir yere kaçamazdı. Yapabileceği ya da daha doğrusu deneyebileceği tek hamle boyun eğmekti. Ya da öyle gözükmek...
Hafiften eğilerek hızlıca trenin arka vagonuna yürüdü. Otomatik kapıdan içeri girdi. Arka vagon sessiz vagonlardandı. Ayağı takılıp sendelediğinde masalı koltuklardan birine çarptı. Çıkan sesten dolayı oradaki bir kaç insanın bakışlarını üzerinde hissetti. Beceriksizce eğilerek özür diledi. Aldığı tek geri dönüt ise parmaklarını dudaklarına götürüp susmasını işaret eden bir yaşlıydı. Mahcup ifadesi ile geri önüne dönmesini bekleyerek yüzüne baktı.
Tren kalkmak üzereydi. İlerideki vagonların kapanan otomatik kapılarının sesini duydu. Hemen girdiği, henüz kapanmayan kapıya yöneldi. Kilitli dolapların olduğu kısımda görmek istediklerini seçti. Nihayet gözleri istediği yere takıldığında karşısındaki kişiye acele edip binmesini söyleyen hızlı bir kaç el hareketi yaptı.
--- ---
Jungkook bu beklenmedik derecede ani hareket karşısında dengesini kaybetmiş ve lavaboda geriye doğru düşmüştü. Sırtını klozete çarptığında ağzından çıkan iniltiye engel olamadı. İki koluyla beceriksizce olduğu yerde doğrulmaya çalıştı ama başaramadı. Bir anda başı dönmüştü. Gözlerinin karardığını hissederken kapının çarpılıp kilitlendiğini duydu. Belinin incindiğini düşündü. O anki ağrı katlanılamazdı.
-"Ağzına sıçayım..." dedi dudaklarının arasından. Tekrar bulunduğu küçük lavaboda iki dakika önce oturduğu yerden kalkmaya çalıştı ama karşısındaki buna izin vermedi. Taehyung ayağını kaldırdığında kemerinin üzerine koydu. Nihayet pes ederek hareket etmeyi bıraktı. Başını kaldırarak karşısında kollarını bağlayarak dikilen adama baktı. Onun bakışları her zaman olduğu gibi eziciydi. Bir an nedense aklındaki her şeyi unuttu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mr. V's Bunny
FanfictionPsikopat katil Kim Taehyung ve onun peşini bırakmayan hırslı müfettiş Jeon Jungkook Her cinayetin ardından katil tarafından bırakılan güller, müfettiş Jungkook'un koleksiyonunu çoğaltıyor. Ona bir adım daha yaklaşıyor, istemeyeceği kadar dahil oluyo...
