Sa<3
Bölüm biraz uzun ve azcık duygusal oldu. *yeşil kalp
(Yine de tamamen Tae ve Jk gözünden yazdım:))
Hepinize iyi okumalar--->>> *ekmek *mantı *Afgan bayrağı
---- ----
-"Kim Taehyung, dur!"
Bu ses tanıdıktı, Taehyung daldığı binlerce düşünce arasından kapattığı zihin perdelerini araladı ve karanlık ve tozdan netliğini kazanamamış iç karartıcı odaya döndürdü bakışlarını. Bir anda tüm vücudunun güçsüzleştiğini hissetmişti. Elindeki balta ona ilk defa ağır geliyordu. Yorgun bakışları yapmak üzere olduğu şeyi gören ve irice açılmış gözlerle kapının kenarında duran adama kaydı.
Jungkook nefes nefese görünüyordu. Rüzgar alnından iki yana düşen saçlarını geriye yatırarak şekillendirmişti. Bakışlarının elindeki baltaya sonrasında ise Jimin'e kaydığını gördüğünde tüm vücudunu ona döndürdü. Sunghoon'un da bakışları kapı tarafındaydı ama pek mutlu görünmüyordu. Dişlerini birbirine bastırıyordu.
-"Sana bu işin peşini bırakmanı söylemiştim."
-"Öylece hiçbir şey olmamış gibi çekip gideceğimi mi düşündün!?" Jungkook'un sesi ilk defa bu kadar sinirli ve gür çıkıyordu. "İnsanları bir anda arkanda bırakıp gitmek o kadar kolay mı, Taehyung!?"
Tae'nin bakışları krem renkli takımının kırmızı kanlarla karışıp güzel bir görüntü yarattığı adama döndü. "Evet."
Jungkook güldü. Hiç içten değildi. Daha çok sinirini kusuyor gibiydi. Ağır adımları yanına yaklaştığında Sunghoon'u görmesiyle adımları durdu. Ne yapacağını şaşırdığından elleri ağzına gitmişti. Adamın yanına çömeldi:
-"Tanrım...ona ne yaptın!?"
Adamın kapanmış gözleri aralandı ve boş bakışları karşısındaki adamın parlak gözleri ile buluştu. Çok şey anlatmak isteyen çaresiz bakışlardı bunlar. Elini kaldırmaya çalıştı ama beceremediğinde iç çekti. Dudaklarını aralasa da konuşacak güç bulamıyordu. Oldukça kan kaybetmişti. Tüm takım elbisesi ile birlikte yerler onun kırmızı kanıyla boyanmıştı. Yüzü her saniye daha da beyazlarken Jungkook endişeli ifadesi ile iki eliyle çenesinden tuttu. Düşen başını kaldırdı:
-"hayır, hayır, hayır-"
-"Ona acıma Jeon."
Jungkook adını duymasıyla ellerini Sunghoon'un çenesinden çekti ve başının önüne düşüp saçlarının yüzünü kapatmasına izin verdi. Şimdi kendi elleri de kırmızı olmuştu. Dudaklarını birbirine bastırdığında ağır ağır kalkarak karşısındaki hareketsiz cesede baktı. Ona üzülüp üzülmemesi gerektiğini şaşırmıştı. Zihni fena dağılmıştı ve aklı günlerdir gördüğü kanlı cesetler yüzünden sıyıracak noktaya gelmişti. İçindeki şefkate engel olmak zorundaymış gibi hissediyordu. Bu suçluların arasında hayatta kalması gerekiyorsa vicdanını bir kenara bırakmalıydı. Yine de ona üzülüyordu. Kendisine çok yardım etmişti.
Aklına gelen ile hızlıca arkasını döndüğünde Taehyung'un kahverengileri ile karşılaştı. Parlaklığını yitirmişti. Amacı yok olmuştu sanki bir anda. Tüm Park ailesini öldürüp eline onların kanını bulaştırmıştı ve gördüğü kadarıyla en ufak bir pişmanlık yoktu. Eline ne geçmişti peki? Yoongi hala ortada yoktu. Yerini bilen son kişi daha demin ölmüştü. Onun kalbi çoktan koyulaşmıştı yıllar önce. Ona karşı açıklanamayacak bir sempatisi olduğu kadar kalbinde beslediği bir nefreti de vardı. Artık eski içtenliğini göremiyordu kendinde. Yavaş yavaş ona benziyordu. Taehyung'a benziyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mr. V's Bunny
Fiksi PenggemarPsikopat katil Kim Taehyung ve onun peşini bırakmayan hırslı müfettiş Jeon Jungkook Her cinayetin ardından katil tarafından bırakılan güller, müfettiş Jungkook'un koleksiyonunu çoğaltıyor. Ona bir adım daha yaklaşıyor, istemeyeceği kadar dahil oluyo...
