---- ----
Merdivenlerden çıkarken elindeki tepsiyi izliyordu, çilli çocuk. Üstündeki dev bardak ağzına kadar şarap doluydu. "Dökmeden getir" demişti patronu. "Dökersen ceza yersin..."
Minik elleri arasında titreterek çıkarıyordu tepsiyi. Minho ve Jisung'u merdiven kollarının arasından gördü. Aşağıda kendisi hakkında konuşuyorlardı. Bundan emindi.
Ama şu an ondan önce düşünmesi gereken bir canı vardı. Tekrar pür dikkat tepsiye bakarken kaplumbağadan daha yavaş hareketlerle merdivenin son basamaklarını çıktı.
İşin kolay kısmını atlatmıştı. Malikane benzeri yerin uzun ve şık koridorunda, sondaki odaya doğru yürüdü. Patronuna doğru attığı her adımda kalp atışı hızlanıyordu.
Kalbi duracak seviyeye geldiğinde kapının önünde durdu. Kapıyı tıklatması gerekiyordu. Bu birkaç haftada bunu öğrenmişti. Ne yapacağını şaşırdığı için ayağıyla iki kere tıklattı.
Başını kapıya yasladı ama ses duyamadı.
Tekrar tıklattı.
Bir süre sadece kalbinin hızlı hızlı atan sesiyle baş başa kaldı. İçeriden ses gelmiyordu. Dizinin üzerinde dengede tutmaya çalıştığı tepsiyle bir elini kapı koluna uzattı.
Araladı kapıyı.
Tepsiyi tekrar dikkatli bir biçimde eline aldığında ayağıyla ittirerek geniş odayı görüş açısının içine aldı. İçerisi aşırı büyüktü.
Hayranlıkla izlerken yavaş adımlarla içeri girdi:
-"Efendim...orda mısınız?"
Altın renginde kocaman bir dolapla birlikte, kapını hemen karşısında iki kişilik bir yatak vardı. Yatağın üst dekorlarını izledi. 'Bu şerefsiz nasıl bu kadar lüks yaşayabilir!?'
Artık içinden konuşması gerektiğini de öğrenmişti. Her gün yeni bir şey öğreniyordu.
Yatakta yorganın altında uzanan patronuna baktı. Başının üzerine kadar örttüğü için görünmüyordu.
Odanın ortasına doğru yürüdüğünde elindeki tepsiyi yüksek efor harcayarak çalışma masasının üzerine bıraktı, Yongbok.
Ne yapacağını bilemedi bir an. Odanın tam açık olan duvarında kocaman bir pencere vardı. Oraya doğru yürüdü ve dışarıya baktı. Jisung ve Minho arabaya biniyordu.
Aklına gelen düşünceyle taş kesildi. Gözleri irileşirken ağzı da beraberinde açıldı. Bakışları ağır ağır arkasındaki yatakta uyuyan adama döndü.
Neler geçiyordu aklından öyle. Yüzünde nefretle birlikte doğan bir endişe yerini aldı. Yavaş adımlarını koruyarak yatağa yaklaştı. Gerçekten de uyuyor muydu?
-"Bay Hwang?" dedi yüksek sesle. Gittikçe yatağa daha çok yaklaşıyordu. Önüne geldiğinde yorganın altındaki adama doğru eğildi. "Bay Hwang uyanık mısınız?"
Yataktan en ufak bir ses bile gelmeyince yavaşça doğruldu ve kapıya doğru yöneldi. Aklını kullanmalıydı belki de. Sessizce buradan ayrılıp hiçbir şey olmamış gibi-
'Seni öldüreceğim, Pislik!'
Bir anda aklından geçen cümle tekrar donup kalmasına neden oldu. Kalbi hızla atmaya başlamıştı. İç sesi ilk defa doğru mu konuşuyordu? Delirmiş miydi? Bunu nasıl düşünürdü!? Bakışları çalışma masasına kaydığında ortasında duran büyük bıçağı gördü. Oldukça parlaktı ve Yongbok'un gözlerinin içine bakarken 'gel ve beni al' diyordu. 'Pişman olmayacaksın...'
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mr. V's Bunny
FanfictionPsikopat katil Kim Taehyung ve onun peşini bırakmayan hırslı müfettiş Jeon Jungkook Her cinayetin ardından katil tarafından bırakılan güller, müfettiş Jungkook'un koleksiyonunu çoğaltıyor. Ona bir adım daha yaklaşıyor, istemeyeceği kadar dahil oluyo...
