Sa.
Yazım yanlışı varsa kusura bakın çünkü ben de bakıyorum.👌👁️👄👁️
İyi okumakar--->>>✨🎪
---- -----
Hızlı tren önce yavaşladı. Ardından durdu. Otomatik kapılar sekronizasyonu bozmadan hızlıca açıldı ve inmek isteyen onlarca müşterinin yolunu açtı. İstasyonda kocaman harflerle Incheon durağı(1. durak) yazıyordu. Sonbaharın başlarına göre oldukça sıcak olan hava istasyondaki insanları bunaltmış görünüyordu. Bir çok insan ellerinde bavulları ile ya binmek için yolcuların inmesini bekliyor ya da bilet alma işlemleri için orada burada koşuşturup kalabalık yaratıyorlardı. Görüntü her ne kadar bu şekilde olsa da trene kimse binmedi. Boşalan koltuklara yeni müşteriler oturmadı. Yüzlerce kişinin içinde olduğu tren birkaç müşterisini bıraktıktan tam bir dakika sonra kapıların süresi doldu ve tekrar hızlıca kapandı.
İstasyonda oturan bir adam yanındaki güvenlik görevlisini dürttü.
-"Efendim?" dedi güvenlik insanların üzerinden gözlerini çektiğinde.
-"Trene neden kimse binmedi? Bir sürü kişinin akın etmesi gerekmez miydi?"
Güvenlik görevlisi adama bakmadan istasyonu gözlemeye devam etti. Bir elini beline yerleştirdiğinde adamın bahsettiği yoğunluğu gözünde canlandırmış olduğu değişen yüz ifadesinden anlaşılıyordu. Bir süre elinde tuttuğu telsizi sallayarak gelen geçeni izledi:
-"Trendeki tüm koltuklar 2. duraktan itibaren satıldı."
-"Alanlar nerede o zaman?"
-"İçeride...Trenin içinde..." dedi adam başını ağır ağır sallayıp çoktan uzaklaşmış treni izlerken. Bir terslik olduğunu sezmiş gibi gözleri kısılmıştı. "Bazı müşteriler haddinden fazla koltuğu almış, hem de son durağa kadar..."
Adam güvenliğin anlamlandıramadığı derin bakışlarından gözlerini çekti ve oturduğu bankın karşısında duran iki çocuklu aileyi izlemeye başladı. Son durağa kadar tüm koltukları alıp treni boşaltmak nasıl bir fantezi... diye düşündü sessizce. Küçük çocuklardan biri kendini tren raylarına attığında gülmeye başlamıştı.
---- ---
2007'nin başları...
(Tae ayağıyla sürüklediği taş yolundan sapıp yanı başındaki uçurumdan nehre düştüğünde onu izlemek için eğdiği başını nihayet kaldırdı ve etrafına bakındı. Yanındaki minik çocuğun varlığını bile unutmuştu. Neredeyse omzuna gelen çocuğa baktığında o an aklından sadece yaşıtlarına göre neden bu kadar kısa olduğu geldi. Sonra bu düşünceyi kafasından uzaklaştırdı ve yağlı sarı saçlarının kirli yüzüne düştüğü sessiz çocuğa dokundu:
-"Ne düşünüyorsun?"
Yeosang abisine cevap vermek yerine önüne bakmaya devam etti. Minik elleri tozlu gömleğinin görünmeyen yırtıkları içinde kaybolmuştu. Nehirden kendilerine doğru gelen rüzgar üzerine esip uzun saçlarını kulaklarının arkasına yatırırken iki beden büyük gömleği minik göğsüne yapışıyor ve titremesine neden oluyordu. Işıltısını yine de kaybetmeyen gözler ile ayakkabılarını izlemeyi sürdürdü. Onunla konuşmak istemediği belliydi. Tae para verse susturamayacağı kardeşinin bu sessizliğinden rahatsız olmaya başlıyordu. Önüne döndü.
Yürüdükleri yer evlerinin arkasında birkaç kilometre uzakta bulunan bir uçurumdu. Yani kendileri buraya uçurum diyorlardı. Düz toprak ve birkaç ottan başka olmayan arazinin 'uçurum' dedikleri kısmının bitiminde 2-3 metrelik bir yükselti farkı ile nehir vardı. Bu nehir Seul'den gelen okyanusun akıntıların bir parçasıydı. Tae bunu bildiği için içinde hep köpek balığı olup olmadığını merak ederdi. Kesilmiş ağaçların olduğu 'odun evlere' varmak üzerelerdi. Orayı Yeosang ile inşa etmişlerdi. Yeosang kendisinden iki yaş küçük olup 7 yaşında olmasına rağmen büyük odunları taşımasına çok yardım ediyordu. Onlar ile nehrin manzarasını seyredebilmek için birer koltuk takımı yapmışlardı. Ne zaman sıkılsalar gelirlerdi buraya. Yoongi ilk öğrendiğinde abilik taslayıp azarlamıştı ikisini. O nehre düşmelerinden korkuyordu. Kendisine bir daha gitmeyeceğine dair söz verip dilinden kurtulsa da Yoongi de kendisi de bunu yapmayacağını biliyordu. Tekrar gidecekti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mr. V's Bunny
FanfictionPsikopat katil Kim Taehyung ve onun peşini bırakmayan hırslı müfettiş Jeon Jungkook Her cinayetin ardından katil tarafından bırakılan güller, müfettiş Jungkook'un koleksiyonunu çoğaltıyor. Ona bir adım daha yaklaşıyor, istemeyeceği kadar dahil oluyo...
