İyi okumalar. 💚✨
----- -----
Taehyung Yuna'nın olduğu vagondan çıktığında bir an adımları duraksadı. Daha deminki sinirinden eser yoktu. Biraz önce yaşadığı ana dair hatırladıklarının silik görüntüler olması endişelenmesine neden olmuştu. Ellerine baktığında kırmızı kanların bulaşmış olduğunu gördü:
-"Ne?..."
Derin bir nefes aldığında vagon arası koridordaki lavaboya gitmek için soluna döndü. Ellerini suyun altına koyduğunda ifadesizce aynayı izlemeye başladı. Gözlerindeki griliğin yavaş yavaş söndüğünü ve eski kahverengilere yerini bıraktığını gördüğünde yutkundu. Dişlerini birbirine bastırırken gözlerini kapattı.
Kontrolü kaybetmek istemiyordu. Daha deminki kızı niye öldürdüğünü ve söndürücüyü elinde tutarken ne düşündüğünü hatırlamıyordu. Başını eğdiğinde takım elbisesinin içindeki beyaz gömleğin kırmızı lekelerle süslenmiş olduğunu gördü.
Trende tahmin ettiğinden daha erken ayrılmıştı insanlar. Yoongi'nin böyle bir şey yapacağını biliyordu. 6 durak olduğunu hatırladığı yolculukta 3. durak beklenmedik derece erkendi. Triad ve Hyunjin hala trende olmalıydı. Onları hala indirme imkanı vardı. Ellerine baktı tekrardan. O adamı öldürmeden bilincini kaybetmek istemiyordu. Başının döndüğünü hissettiğinde saçlarını iki elinin arasına alarak sıkmaya başladı. Enjekte edilen sıvının damarlarında dolaştığını hissediyordu hala. Soğuk ve tüyler ürperticiydi. Hyunjin'den bunun intikamını almadan ölmeyecekti.
-"Lanet olsun" diye mırıldandı tezgaha tutunurken. Aklına Jungkook geldiğinde ise sallanmayı bıraktı. Ne halde olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu. Hyunjin'in ikisinin düşman olduğuna inanması için onu tuvalet kabininde tehdit ettiğinden beri bir daha görmemişti. Kendilerini dışarıdan dinlediğini biliyordu çünkü.
Cebinden telefonunu çıkardığında gözlerinin önüne getirdi ve aramalara girdi.
-"Umarım hayattasındır..." Nefes alışındaki bozukluk sinirlerini oynatmıştı. Telefonun çaldığını ama açılmadığını gördüğünde sessiz bir küfür savurarak cebine koydu. Kendisinin arayıp onun da açtığı bir zaman görülmemişti zaten. 'Bana lazımsın...' diye düşündü lavabo kabininden çıkıp son vagondan ileri doğru yürümeye başladığında. 'Lütfen ölme...'
Trende korkunç bir sessizlik vardı. Birkaç dakika önce insanların oturduğu masalar boştu. Camdan içeri sızan ay ışığı içeriyi pek de iyi aydınlatmıyordu. Işıkların kontrolünün kondüktörde olduğunu bildiği için aramaya çalışmadı.
Saat gece yarısına yaklaşıyordu. Normalde bu saatlerde uykulu olur, her ne önemli işi varsa ertesi güne saklayıp uyumayı tercih ederdi ama şu an bu durumda değildi. Hiç olmadığı kadar hırslı ve heyecanlı hissediyordu. Belki içine verilen sıvının etkisiydi ama gözünde zerre uyku yoktu. İşlerin istediği gibi gitmesini ummayacaktı. Gideceğinden emin olacaktı sadece.
--- ----
Jungkook'un elleri boğazını sıkan güçlü ellerden ayrıldığında havada sallanmaya başlamıştı. Kırmızı yüzündeki gözleri kapandı. Bunun adamı bir an duraksatacağını ve sıkı kollarını az da olsa gevşeteceğini bildiğinden yapmıştı. Adam birkaç saniye çekilmedi:
-"Öldün mü hemen?" Elleri biraz daha gevşedi. Jungkook doğru zamanı beklerken bayılmamak için zor duruyordu. Koca Joe emin olmak için dibinde duran adamın solgun yüzünü izledi. "Niye bu kadar çabuk öldün? Hiç eğlencesi kalmadı."
Kendisini bıraktığında duvarda sürünerek olduğu yere çöktü. Başı önüne düşüp alnındaki saçları yüzünü kapattığında nefes alabilmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mr. V's Bunny
FanfictionPsikopat katil Kim Taehyung ve onun peşini bırakmayan hırslı müfettiş Jeon Jungkook Her cinayetin ardından katil tarafından bırakılan güller, müfettiş Jungkook'un koleksiyonunu çoğaltıyor. Ona bir adım daha yaklaşıyor, istemeyeceği kadar dahil oluyo...
