Üzücü bir bölümle geldim🥺💔
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Koğuştan çıkıp bahçeye ilerledim. Yine her zamanki buluştuğumuz saat gelmişti. Çok gergindim. Dün öyle gayet kendinden emin konuşmuştum Oğuz'a ama şu an gerginlikten ellerimin içi terliyordu. Bahçede beklemeden kulübeye gitmek için yola koyuldum. İlerliyordum ilerlemesine ama ayaklarım geri geri gidiyordu sanki. Çok yavaştım.
Eğer kulübede Oğuz'u görmezsem yıkılırdım. Evet kelimenin tam anlamıyla yıkılırdım. Hayatım da ailem gibi görebileceğimi düşündüğüm tek insandı Oğuz. Kalbimi, hayatımı ikk defa birine açmıştım.
Ne kadar yavaş yavaş gitsem de sonunda dün elindeki sigarayı alıp içtiğim yere gelmiştim. O anı hatırlayınca içime titrek bir nefes çektim. O sigarada az da olsa Oğuz'un dudaklarının tadını almıştım. Zaten sigarayı da bu yüzden ondan almıştım. Ama bunu onun bilmesine gerek yoktu. Bir sigara çıkartıp yaktım. Az sonra göreceklerimden korktuğum için yavaş yavaş, acele etmeden içtim sigaramı. Kendimce vakit kazanıyordum.
Sigaram da bittiğinde derin bir nefes alıp kulübeye ilerledim. Kaçmama gerek yoktu. Elbet görecektim. Kulübe görüş açıma girdiğinde yanmayan ışığıyla olduğum yerde kaldım. Kulübenin ışığı yanmıyordu. Bu da demek oluyordu ki içerde kimse yoktu.
Gözlerim dolduğunda boğazımı temizleyip kendime gelmeye çalıştım. Olumsuz ihtimalleri göre göre onu sevmiştim. Ama bu üzülmeyeceğim anlamına gelmiyordu tabi ki. Bir damla göz yaşım yanağıma doğru aktığında hızlıca sildim. Elimi cebime atıp sigara paketimi dışarı çıkarttım. İçinden bir sigara alıp yaktım. Kulübeye ilerleyip girişindeki ufak basamağına oturdum.
Ne olursa olsun bu üzgünlüğümü Oğuz'a yansıtmayacaktım. Bir de beni üzdüğünü düşünmesini istemiyordum. Yeterince derdi vardı.
Dün, ondan önceki gün nasılsam bundan sonra da Oğuz'a karşı öyle olmaya devam edecektim. Her koşulda yanında olacaktım hayalimdeki gibi. Tek fark sevgilisi olmayacaktım. Olsun.
Sigarayı yarılamışken arkamdan gelen gıcırtı sesiyle kafamı çevirdim. Kulübenin kapısı açılmış Oğuz içerden bana bakıyordu. Şaşkınlıkla ayağa kalkıp ona döndüm.
"Neden içeri gelmiyorsun Doğan? Vaz mı geçtin yoksa?"
Hâlâ şoktaydım. Oğuz kulübedeydi. OĞUZ KULÜBEDEYDİ.
"Kulübedesin."
"Evet. Peki sen neden değilsin?"
"Ben, ışığı yanmayınca gelmedin sandım."
"Ampül patlamış."
Omuz silkerek söylediği şeye kahkaha attım. Oğuz eliyle ağzımı kapattı.
"Uyandıracaksın herkesi."
Kahkaham yavaşça tatlı bir tebessüme dönüştü. Oğuz elini ağzımdan çekip içeriye girdi. Ben de sigaramı yerde söndürüp izmaritini dün ki gibi cebime atıp hemen peşinden içeriye girip kapıyı kapattım. Oğuz sedire oturmuştu. Ayın ışığı içeriyi az da olsa aydınlatıyordu.
"Oğuz, iyi düşündün mü?"
"Evet. Senin dediğin gibi kendim ne istiyorum diye düşündüm. Sonuç olarakta burdayım işte. Sen gelmeyince bir an vazgeçtin sandım."
"Böyle bir şeyin olması ihtimal dahilinde bile değil Oğuz."
Ne yapacağımı bilmiyordum. Öylece ayakta dikiliyordum. Oğuz bana baktı ve gülmeye başladı. O gülünce istemsizce ben de güldüm.
"Neye gülüyorsun?"
"Neden ayakta dikiliyorsun Doğan?"
"Ne yapacağımı bilmiyorum çünkü."
Daha çok gülmeye başladı.
"Oturabilirsin mesela."
Dediğini yapıp geçip karşısına oturdum. Hâlâ gülüyordu.
"Doğan planların bana açılana kadar mıydı? Bundan sonrası için bir planın yok mu?"
"Ya ne bileyim, dün de dedim ne yapacağımı bilmiyorum. Öyle içimden geldiği gibi davranıyorum."
"İçinden geldiği gibi davranmaya devam et o zaman. Neden kendini kasıyorsun? Koskoca adamın karşımda böyle durması komik görünüyor ayrıca tatlı."
Utanmıştım. Çenemi kaşıyıp gözlerimi kaçırdım. Galiba cesaretli Oğuz yavaş yavaş geri dönüyordu istediğim gibi. Oğuz yine kahkaha atmıştı. Oyuncak etmişti beni kendine ama bundan memnundum, hiç şikayetim yoktu.
"Hep böyle cesaretli ol ve hep böyle gül Oğuz'um."
Dediğimle utangaçça güldü. Ama benim gibi gözlerini kaçırmadı. Oturduğu sedirden kalkıp benim yanıma oturduğunda heyecanım hat safadaydı. Başını benim omzuma yasladı. Derin bir nefes çekip biraz sakinleşmeye çalıştım. Kolumu omzuna sarıp onu iyice kendime çektim. Böylece başı göğsüme denk gelmişti.
"Bundan sonra ne olur bilmem Doğan ama dün de dediğin gibi beni ne olursa olsun bırakma. Ben senin için eski benliğime döndüm. Senin gibi herkesi karşıma almaya razı oldum."
Saçını okşayıp konuşmasına müsade ettim. İçini döksün, rahatlasın.
"İlk başta seni reddedecektim. Düşünmeden hem de."
Kaşlarım çatıldı.
"Neden?"
"Çünkü kendimi yetersiz hissediyorum. Hiçbir şeye gücüm yok. Sadece yaşıyorum o kadar. Bu ilişkiyi yüzüme gözüme bulaştırırım sandım."
Derin bir nefes çekti.
"Ama sen benimle öyle güzel konuştun ki... eğer dün ki Oğuz olsam bu ilişkiyi kesinlikle yüzüme gözüme bulaştırırdım ama ben senin sayende eski Oğuz'a döndüm. Yaşamak için bir nedeni olan o Oğuz'um ben artık. O yüzden bu ilişki için elimden gelen her şeyi yapacağım. Senin mutlu olman için, kendim mutlu olmak için. Bundan sonra ilk gördüğün Oğuz'dan bambaşka bir Oğuz olacak karşında. Senin için."
Asıl kendi o kadar güzel konuşuyordu ki...
Kafasını göğsümden kaldırıp gülümseyerek bana baktı.
"Benim topraklarımda yeşillensin gözlerin."
Elinin birini yanağıma koyup okşadı. İşte şimdiden yeşillenmeye başlamıştım.
"Ve gerçekten içinden geldiği gibi davranmaya devam et çünkü ben öyle yapacağım."
Uzanıp elinin olmadığı yanağıma uzun bir öpücük bıraktı. O sırada kalbim bağımsızlığını ilan edip dışarı çıkacak gibi atmakla meşguldü. Bu çocuğa cesaretli ol demiştim demesine de, bu çocuk cesaretli halleriyle beni kalpten götürmese iyiydi.
