2- Kahve Gözlü

6K 325 236
                                        

Keyifli okumalar bebişlerimmm💖

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Görev yerine gelir gelmez herkese görev dağılımını yapmıştım. Bana göre daha acemi olanları Kürşat ile birlikte köy içine vermiştim. Geriye kalanlar ve ben dağ yamacında köyü gören önemli noktalardaydık. Köyün içine girdilerse bile bu noktalardan onları çok rahat görebilirdik yani.

Telsizi çıkarttım.

"Kürşat, herkes görev yerine geçti mi?"

"Evet komutanım, herkes görev yerinde şu an. Bana görev yeri vermediniz, ben ne yapacağım."

Kürşat arkadaşımdı. Ama görevdeyken onun komutanıydım. Bunu ona ben söylememiştim ama o her zaman görevdeyken böyle davranıyordu, bana komutanım diyordu. Ben de görev sırasında diğer askerlerle eşit olması için onun bu tavrını mantıklı buluyordum ve bir şey demiyordum. Görevdeyken o laubali tavırlarını görmüyordum.

"Sen etrafı gez, bir sorun var mı kontrol et Kürşat."

"Emredersiniz komutanım."

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Göreve başlayalı beş saat olmuştu ama henüz ses seda yoktu. Saat 21.37'ydi. Öylece bekliyorduk, bir şey olmadan beklemekte sıkıyordu insanı. Biraz uzağımdaki Ahmet'e baktım.

"Ahmet?"

"Efendim Komutanım?"

"Ben şöyle bir etrafı kolaçan edeceğim, buralar sende. Bir şey olursa telsizden haber verirsin."

"Tamamdır komutanım."

Dağa doğru ilerleyip ezbere bildiğim saklanabilecekleri yerlere bakmaya başladım. İki yıldır bu köydeydim. Dağların her yerini ezbere biliyordum.

"Senin yüzünden düştüğüm şu hale bak."

Uzaktan duyduğum sesle hemen silahıma sarıldım.

"Çok kötü ağrıyor ama dayanmak zorundayım. Az kaldı."

Sese doğru adımlayıp kendimi büyükçe bir kayaya yaslayıp bekledim. Sesi gelen ehr kimse bana doğru geldiğinde onu tutacaktım.

Adım sesi giderek yaklaştığında tam yanımdan geçecekken beklediğim yerden fırlayıp kolumu arkadan boğazına sardım ve silahı kafasına dayadım. Kollarımın arasında kucağındaki kuzuyla duran genç bu hamlemle çığlık attı.

O an da telsizimden sesler yükseldi, askerler çığlık duyduklarına dair anons yaptılar. Kollarımdaki genç çırpınarak bana bakmaya çalışıyordu. Kolumu boynundan çekip yan tarafına geçip yüz yüze geldim. Silah hâlâ başına dayalıydı. Ay ışığının vurduğu kahverengi gözleri korkuyla parlıyordu.

Telsizi çıkarttım.

"Bir delikanlı buldum, çığlık ondan geldi. Kimse görev yerinden ayrılmasın."

"Anlaşıldı komutanım."

"Ne işin var bu saatte burada!?"

Sert sesimle göz bebekleri titredi ama kahve gözlerini gözlerimden çekmedi.

"Ben kuzumu kaybetmiştim, onu aramaya geldim."

"Bu saatte?"

Derin bir nefes aldı.

"Aslında saatlerdir arıyorum, bulmam gerekiyordu. Eğer bulamaz-"

Sustu.

"Eğer bulamazsan ne?"

YeşillenmekBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin