yeni kararlar

353 48 6
                                    

İpek Hakan ın mutsuz ve yenik yüzünü izliyordu. Üzerinde nişan elbisesi ve elinde prova için alınmış idareten bir çiçekle.

"Sonra ne oldu?" diye sordu. Aslında Elif ten dinlemişti ama bir de ondan duymak istiyordu.

"Babası kalp krizi geçirdi ve üvey annesi ağzına geleni söyledi. Of İpek çok kötüydü. Elif mahvoldu resmen. Bütün aile kızın tepesine üşüştü. Ben her ne kadar yanında dursam, bebeğe ona iyi bakacağımı söylesem de değişen bir şey olmadı." Elindeki davetiyeye bakıyordu.

"Peki emin misin? Hakan bak ben de ikinizin birlikte olmasını mutlu olmanızı istiyorum biliyorsun. Başka bir adamdan çocuk yapmış olsa da Elif'in seni sevdiğini biliyorum. Biliyorum. Tuhaf kötü bir başlangıç ama sonunda senin de bir ailen olabilir. Ama bu seni gerçekten mutlu edecek mi?"

Hakan omuzunu oynattı. "Eder tabi neden etmesin? Elif beni seviyor. Kendi kafasında yarattığı kocaman bir aşkla değil. Yani o henüz bilmiyor ama bu aşk değil. Yine de seviyor. Evlendikten sonra araya başka şeyler girecek. Işık doğacak, sonra biz aynı yatağı paylaşacağız. Doğa işini yapacak. Elif çok güzel çok çekici bir kadın. Belki bir kaç çocuk daha yaparız. Mutlu oluruz. Hatta eminim çok mutlu olabiliriz."

"Eminsen neden şu anda kendi ölümüne gidiyor gibi o cebindeki yüzüğü tutup duruyorsun gardaşım?" İpek Hakan ı tanıyordu.

"Çünkü mutlu olmak istemiyorum. Hayatım boyunca beni seven, olduğum gibi seven kabul eden bir insanla aile kurmak istedim. Anlayışlı, sakin, güven veren birini istedim. Çocuklar istedim. Çocuklarımı beni sevemeyen herkesin aksine çok seveceğimi bilerek. Anlıyor musun? Bir ev, mutlu kalabalık aile yemekleri, gürültülü bayram sofraları ve kavgalı çekişmeli düğünler. Beni düşünen seven isteyen bir kadın. Hepsi hayalimdi. Şimdi o hayal gerçek oluyor ama ben istemiyorum. Bak mutlu olacağımızı biliyorum. Hepimiz, siz, biz ve diğerleri. Bunu kemiklerimde bile hissedebiliyorum. Konu o değil."

İpeğin gözleri doldu. "Neden anlatmıyorsun?" diye sordu. "Neden benden bile gizliyorsun? Ne oldu?"

Hakan ayağa kalktı. "Bazı şeyler anlatılmaz bacısı" dedi. "Yanlış gülüşe düştüm. Fena düştüm. Kırıklarım iyleşse de acıyor." Kızın iddialı yakasına bakıp ıslık çaldı. "Mahir seni görünce benden beter düşecek haberin olsun." deyip konuyu ustalıkla kapattı.

Ama İpek için kapanmış değildi. Hakan'ın çevresinde çok fena düşülecek bir yanlış gülüş tanıyordu. Çok çok yanlış. Ama düşülürdü. Adama gidip "pardon kardeşimi sıranın altına yapıştırılmış sakız artığı gibi yapan o gülüş  sizinki mi acaba?" diye soramazdı da. Yani başkası olsa sorardı. Ama o adama soramazdı herhalde. Yine de pes etmeyecekti. Kararlılıkla çiçeği bir kenara bırakıp, "Mahir dedin de aklıma geldi. Düğünden önce şu çok istediği dağ gezisi için bütçe yapmalıyım. Bir potansiyel alıcıya gideceğim ama sürpriz olsun istiyorum idare eder misin?" diye sordu.

Hakan gülümsedi. "Ayıpsın. Git at kazığı gel." deyip kızın yanağını şap diye öptü. Böyle zamanlarda eski kendine daha çok benziyordu.

"Aaa teessüf ederim. Kazık da ne demek." diyerek güldü kız. Butiğin önünde ayrılırken, telefonunu çıkardı. "Merhaba İrfan Bey nasılsınız?" diyerek en sevimli ifadesiyle konuştu. "Beyefendinin sipariş ettiği bir tablo vardı. Bitirdim. Kendim teslim etmek isterim. Ne zaman uygun olur?"

Bu sırada İrfan konuşmayı duyan Karan a bakıyordu. Adam kafasını salladı. İrfan sıkıntıyla, "Beyefendi bu aralar çok yoğun İpek hanım" dedi. Son zamanlarda Karan Hakan a dair her meselede aşırı yoğun oluyordu. Tuhaf bir ilgisizlik, boş vermişlik hatta bıkkınlık hâli vardı üzerinde. "Ben tabloyu aldırayım, size zahmet vermeyelim isterseniz." diyerek devam etti.

KaranlıkHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin