"Artık bir şeyler söyleyecek misin?" Alec, sinirlerine hakim olamamış ve hemşireye bağırmıştı. Hayır,hayır! Buna bir bağırış denemezdi. Adam resmen kükremişti. Birkaç adım geriye giden hemşire, hemen açıklama koyulmuş ve bildiği ne varsa ona aktarmıştı.
"Şey, Bayan Coronel iyi. Ancak birkaç saate uyanır, yoğun bakımda." Alec, kadının dediklerine kötü bir şey aramış ama bulamamıştı. Eğer kötü bir şey yoksa neden ona öyle bakmış ve kötü hissetmesini sağlamıştı. "Kötü." En kolay böyle tanımlanabilirdi. Oysa onun hissettiklerinin kötünün yanından bile geçmiyordu. Adam, öldüğünü sanmıştı. Ölmüş ve cehenneme gitmiş olabileceğini defalarca aklından geçirmişti. Onsuz bir hayat, cehennem gibi olurdu diye düşündü Alec. Karşısında oturan dostuna döndü ve gülümsedi. Paul'da ona gülümsüyor ve "ben söylemiştim" bakışı atıyordu. Birazdan, eskiden olduğu gibi elini onun sırtına koyacak ve "en yakın dostunun dediklerini hiç dikkate almıyorsun" diyecekti. Öyle de olmuştu, Paul kolunu onun koluna atıp bunları söylemişti. Bununla birlikte Alec, içten bir kahkaha atmış ve rahatlamıştı. Jennifer yaşıyordu. Bundan başka bir şey isteyemezdi, bu bencillik olurdu. Ama şimdi istediğinden de fazlası vardı. En yakın arkadaşı yanındaydı ve ona destek oluyordu. Son zamanlarda, nadir geçen mutlu anlardan biriydi bu.
"Hala aynı yerde mi çalışıyorsun?" Alec, kaşlarını kaldırmış ona meraklı bir ifadeyle bakıyordu. Paul, bu bakıştan hiçbir zaman hoşlanmamıştı. Çünkü devamında ne olacağını biliyordu. O söylemek istemese bile, Alec bir şekilde hayatında olan biten her şeyi öğrenecekti. Paul'un sır saklayabilme özelliği yoktu. Özellikle de kendisi ile ilgili bir şeyse.
"Evet. Birkaç işi daha katıldı." Paul, utangaç bir tavırla elini saçlarına götürmüş ve etrafı izlemeye koyulmuştu. Alec ise aklındaki soruları sıraya sokmakla meşguldü. İkisi de birazdan ne olacağını biliyordu. Alec, sorularını ardarda soracak ve adama nefes alma şansı vermeyecekti. Eğer hala aynı yerde şarkı söylüyorsa, birileriyle tanışmış olmalı diye geçirdi Alec aklından. Bununla birlikte kafasına eklenen birkaç soru daha olmuştu.
"Güzel kız geliyor mu?" Alec, onun beklemediği bir hızla konuya girmişti.
"Eh, bazen. Ben küçük bir kasabada yaşıyorum dostum." Paul'un yüzünde minnettar bir gülümseme vardı.
"Pekala. Sanırım daha açıklayıcı olmam gerekiyor. Seni oraya bağlayacak kadar güzel birileri var mı?" Alec, eğlenmeye başlamıştı. Dostu karşısında renk değiştirmiş ve iyice gerilmişti. Paul, bu tip konuları konuşmaktan hep utanmıştı. Özel hayatından bahsetmeyi sevmezdi.
"Eğlenmene izin vermeyeceğim. Ah, evet var! Ve biz yaklaşık iki ay sonra evleneceğiz." Alec'in yüzündeki sırıtış yerini hayrete bırakmıştı. Paul! Evleniyordu! Alec bunu düşünmemişti bile. Onun her zaman seyehat eden ve müzikle ilgilenen biri olacağını düşünmüştü. Hayalleri hep bundan yanaydı. Şimdi ise karşısına gelmiş evleneceğini söylüyordu.
"Adı ne?" Alec, büyük bir heyecanla sormuştu bunu. Paul ise bundan güç alarak her şeyi anlatmıştı. Tanışmalarını büyük bir dikkatle dinleyen Alec, sevgili olduklarındaki hallerini duyunca kahkahalara boğulmuştu.
"İyi seçimmiş dostum. Tebrik ederim. Eva'yı da benim adımı kutlarsın." Alec, onun için gerçekten sevinmişti. Etrafa baktığında çok fazla kişinin olmadığını anlayan Alec'in beynine tek bir şey hücum etmişti. Jennifer! Onu gidip görmeliydi. Büyük ihtimalle uyanmış olmalıydı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İmkansız
RomanceAşkın her zaman imkansız olduğunu bilirsiniz. Ama yine aşık olmayı dener,aşık olduğunuzu sanırsınız. Oysa ki 'aşık olmak' diye bir şey yoktur. Eğer sizde böyle düşünüyorsanız, Jennifer Coronel ne yapmalı? Yıllarca aşkın saçma bir şey olduğunu düşünm...
