"İyi misin?" Alec, konuşabilmişti. Ama söyledikleri iki kelimeden ibaret, saçma bir şeylerdi. Kadının iyi olmadığını biliyordu. Zaten sorduğuda tam olarak bu değildi.
"Sanırım." Jennifer iyi olup olmadığını bilmiyordu. Adrian'a güvenmek istiyor, bir yanı ise tamamen güveniyordu. Ama beynindeki sorular onu rahat bırakmıyor ve sürekli rahatsız ediyordu. "Ya hepsi yalansa?" demekten alamıyordu kadın kendini.
"Bence doğru söylüyordu. Yine de buna fazla takılmamalısın, artık bitti. Gerçekten." Alec'in sözleri onu avutmaya yetmişti. Onun sesinin tınısı bile kadını dinlendirirken, kelimelerinin etkisi anlatılamazdı.
"Haklısın." Jennifer başıyla onu onaylayıp gözlerini yola dikti. Düşündüğü kişi Rose'du. İkisi arasında geçen her şeyi deli gibi öğrenmek istiyordu. Zaten büyük bir kısmını biliyordu ama bu kadını tatmin etmiyordu. Geçirdikleri her saniyeyi bilmek istiyordu. Esas istediği, adamın onu ne kadar sevdiğiydi. Kadının ona dokunuşlarından neler hissettiğiydi.
"Sana zarar vermesine izin vermeyeceğim." Alec'in kaskatı kesilmiş vücudu ve sert sesi her şeyi yanlış anladığını belli ediyordu. Alec, onun korktuğunu düşünmüş olmalıydı. Oysa ki kadının tek korkusu, Rose'un bir şeyler yapıp, onları ayırmasıydı. Eğer böyle bir şey yaparsa, Jennifer ne yapacağını bilmiyordu. Düşünemiyordu bile.
"Bundan eminim." Alec, arabayı park ettiğinde koşarak Jennifer'ın kapısını açmış ve onu kucağına almıştı. Bu yaptığından dolayı kadının ağzından sessiz bir inleme çıkmıştı. Canı acıyordu. Alec bir süre Rose'a küfür ettikten sonra hızlı hareketlerle eve girdi.
"Yaraların ne durumda?" Alec, sorusunu o kadar ciddi sormuştu ki Jennifer kendini gülmekten alamadı.
"Kesinlikle ölümcül. Birkaç saat içinde öleceğim." Jennifer'ın şakası Alec'i korkutmuştu. Birkaç saniyeliğine de olsa bunu düşünen adam şiddetle başını sallamıştı.
"Şakanın sırası değil." Jennifer'a kızmıştı. Onun öldüğü düşüncesi bile adamı korkuturken, bunu onun ağzından duymak hiç iyi değildi.
"Üzgünüm." Jennifer, kıkırdıyor ama dudaklarını ısırarak güldüğünü belli etmemeye çalışıyordu.
"Gömleğini çıkar." Kadın bu dediğine şaşırsa da uygulamıştı. Gömleğini çıkarıp yere bıraktığında, Alec onun yaralarını daha net görebiliyordu. Ağzından çıkan tıslamaya benzer ses, kadını korkutmuştu.
"İyiyim ben." Buna kendini o kadar inandırmıştı ki kadın, sesi hiç boşluk bırakmıyordu. Ağzından çıkan net kelimeler, aksini uyandırmıyordu. Yine de karşısındaki Alec'ti. Ne yaptığı ve ne düşündüğü belli olmayan adam, bir şeyler düşünmüştü bile. Onu kucağına alıp yukarıya yöneldiğinde, kadın soran gözlerle ona bakıyordu.
"Beni bu kadar özlediğini bilmiyordum." Jennifer'ın sesi tutku, gözleri ise özlem doluydu.
Alec, onu bozmak ya da kırmak istemiyordu. Ona bakan özlem dolu gözlere aynı şekilde karşılık verdi. Ama yine d cevabı kadının huzursuz olmasını sağlamıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İmkansız
RomansaAşkın her zaman imkansız olduğunu bilirsiniz. Ama yine aşık olmayı dener,aşık olduğunuzu sanırsınız. Oysa ki 'aşık olmak' diye bir şey yoktur. Eğer sizde böyle düşünüyorsanız, Jennifer Coronel ne yapmalı? Yıllarca aşkın saçma bir şey olduğunu düşünm...
