8. Bölüm

590 29 0
                                        

Genç kadın, erkenden uyanmıştı. Alec, başını saçlarına gömmüş, uyuyordu. Onu uyandırmak istemese de uyandırmalıydı. Eğer ikisi de aynı saatlerde iş yerinde görünmezlerse birileri şüphelenebilirdi. Kadın uzanarak onun dudaklarına bir öpücük kondurdu ve kırpıştırdığı kirpiklerine baktı.

“Uyanma vakti.” Kadın, neşeli bir sesle söylemişti bunu. Belki bir şeyleri değiştirebilirdi. Dün yaşananları unutmaları gerekiyordu ve bir daha yapmamaları. Bunun bilincinde olmalarına rağmen ikisi de bunu istemiyordu. Alec’in ağzından kaçan bir inleme bundan sonraki günlerde yarım kalmış arzularını tamamlamak için başka kadınları arayacağını belli ediyordu. Bunu yapacaktı. Jennifer’ı aklından tamamen çıkarmalıydı.

“Kalksak iyi olacak.” Yatakta doğrulup, kadının vücudunu incelemeye başladığında yine kendinden geçmişti. Hızlı hareketlerle yataktan kalkıp, kıyafetlerini giyip geri dönmüştü. Bu sırada da kadın, onun neden bu kadar hızlı kaçtığını anlayıp gülümsemişti. Kalkıp giyindiğinde yüzünde tatlı bir pembelik vardı. Mutluydu.

“Gidelim.” Alec, konuşmayı kısa tutmaya çalışıyordu. Kadının ısrarla uzun cevap almak için sorduğu sorulara kaçamak cevaplar veriyor, onu oyalamaya çalışıyordu. Dün gece gördükten sonra taptığı vücuduna bakmamalıydı. Kadınlar bazen fazla cezp edici oluyordu.

“Artık bir cevap verecek misin?” Jennifer’ın sesi kızgın çıkmıştı. Birkaç dakikadır konuşuyordu ve Alec’in bunların hiçbirini dinlemediğine emindi. Zorla da olsa cevabını alacaktı.

“Ne demiştin?” Alec’in umursamaz sesi kadını hayal kırıklığına uğratmıştı. Pes etmeyen Jennifer, sakince sorusunu tekrarladı.

“Charlie bir şeyler sorarsa ne diyeceğim? Onunla tekrar buluşmak istemiyorum.” Jennifer ne yapacağını bilmiyordu. Tek istediği o adamı bir daha görmemekti.

“Ben halledeceğim.” Alec’in ağzından yine laf alamayan kadın, ‘hiç değilse halledecek’ diye içinden geçirdikten sonra camdan dışarıyı izlemeye başladı. Sonunda çalıştıkları bina göründüğünde, içeri birlikte gireceklerini düşündü. Bu.. heyecan vericiydi. Aynı zamanda korkutucu. Eğer gerçekler anlaşılırsa bir daha onu hiç göremezdi, bu ajanlık eğitimde ilk öğretilen kurallardan biriydi. Adeta bir yasaya karşı geliyor, onu umursamazcasına çiğniyorlardı.

“Önden sen git.” Alec, ona bakmadan arabadan inmiş sigara içiyordu. Umursamaz sesi de, kadının mutsuzluğuna fayda sağlamıyordu.

“Peki.” Kadının üzgün sesi, Alec’i üzmüştü. Daha doğrusu adam, parçalara ayrılmış gibi hissediyordu. Hangi lanet olasıca insan bir meleği üzmeye dayanabilirdi ki? Alec’te dayanamamıştı. O gitmeden kolundan yakaladı ve çekiştirerek, binanın etrafında kameraların görmediği bir bölüme götürdü. Dudaklarına ateşli bir öpücük kondurup, kapıya doğru ilerlemeye başladı. Jennifer neye uğradığını anlamamıştı. Her şey birkaç saniye içinde gerçekleşmişti. İçindeki mutsuzluktan eser kalmamış, yerini kıpırdaşan kelebeklere bırakmıştı. Güne enerjik başlamak böyle bir şey olmalıydı. Kadın, kapıdan içeri adım attığında kimse ona dönmemişti, Melanie hariç. Ona doğru birkaç küçük adım atıp, ilerledi ve endişeli bakışlarına karşın konuştu.

“Neler oluyor, Mell? Anlatacak mısın?” Jennifer’ın gülümsemesi işe yaramıştı. Melanie, sanki bir arkadaşa ihtiyacı varmış gibi hemen anlatmaya başlamıştı.

“Sana bir şeyler anlatmalıyım. Sanırım aşık oldum!” Bu tavırları Jennifer’ı gülümsetmişti.

“Kime?” Melanie  onu kenara çekti ve etrafına bakarak birilerinin olup olmadığını kontrol etti.

İmkansızHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin