Yürüdüm. Saatlerce, nerede olduğumu bilmeden, o eve nasıl ulaşacağımı hiç düşünmeden yürüdüm. Belki defalarca aynı kaldırımdan geçtim, aynı binaların gölgesinde kayboldum. Sadece kaybolmak istedim, küçülmek, görünmez olmak, hiç var olmamış gibi yok olmak... Yaşayan bir ölüden farksızdım. Bedenime yapılanların, ruhumda açtığı o derin tahribatın şokunu atlatamıyordum. Ruhum çekilmiş gibiydi, geriye sadece içi boşaltılmış, örselenmiş ve çürümeye terk edilmiş bir beden kalmıştı.
Yırtık elbiselerimi paltomun altına gizlemeye çalışarak yürüdüm. İşlek caddelerin arasından geçen, bana merakla bakan insanlara aldırış etmeden evimin yolunu aradım. Ve sonunda... O rengarenk sokağı gördüm göz ucuyla. Akşamın loş ışığında gerçekten de rengarenk görünüyordu. Bugün aynı sokaktan ikinci kez geçiyordum ama kesinlikle aynı ruhla değil.
Tam yolumu bulduğum için sevinecekken, içimi çok daha büyük, karanlık bir endişe kapladı. İçinde bulunduğum bu kaybolmuşluk hissi eve vardığım an su yüzeyine çıkacak, beni derin bir girdabın içine çekip boğacak gibiydi. Daraldım. Nefes alamadım. Akciğerlerim havayı reddediyordu sanki. Her yerimi saran bu korku yeniden bir krize dönüşüyordu...
Neden orada, o odada gelmemişti ki bu kriz ? Neden? Orada bayılsaydım, bilincimi kaybetseydim, o adam bana bunları yapmaya yine de cüret edebilir miydi?
"NEDEN !?"
"Neden!" diye bağırdım birden. Sesim kendi kulaklarımda patladı. Dizlerimin bağı çözüldü, kendimi yere bıraktım.
"Nedeeeen!"
Asfalta vurmaya başladım ellerimle. O anlar gözümün önünde yeniden canlanıyordu. Zihnim bir film şeridi gibi başa sarıyor, o sahneleri etime batıra batıra yeniden izletiyordu. Delirecektim, aklımı yitirecektim...
- Yağmur, o rengarenk sokağın ortasında, yağan yağmurun ve kendi gözyaşlarının altında dizlerinin üzerine çökmüş, yeri yumruklayarak ağlıyordu. Kaldırımdan geçen insanlar önce duraksadı. Sokaktaki renkler, kızın çığlığıyla bir anda soldu. Birkaç kişi hızla ona doğru koştu, insanlar önce ne olduğunu anlamaya çalıştı, onu tutmaya, tutunacak bir dalı kalmamış bu genç kızı sakinleştirmeye çalıştılar.
"Neden?!" diye bağırıyordu Yağmur, sesindeki kırıklarla sokağı yankılatırken. "Neden sabah kimse yoktu bu sokakta? Neredeydiniz hepiniz sabah, neredeydiniz?!"
Saçı başı dağılmıştı. Üzerindeki palto yana kaydıkça, çevrede toplanan insanlar gördükleri manzara karşısında dehşete düştü. Yırtılmış gömlek, boynunda ve kollarında morarmış ısırık izleri, sırtına ve omuzlarına inen kemer darbelerinin kızarıklıkları ve tenindeki o sigara yanığının izleri... Kimi gözlerini kapattı, kimi dehşetle ağzını örttü.
"Yapma kızım, yapma geçti yavrum..." Yaşlı bir kadın çöküverdi Yağmur'un yanına. Kendi evladıymış gibi, bir an bile tereddüt etmeden kollarını açtı. Sokağın ortasında feryat eden bu kızın ne yaşadığını bir bakışta anlamıştı bir anne yüreği.
"Bırak beni! Bırak ! Dokunma bana !"
Yağmur bir yandan kendisini tutan ellerden kurtulmaya çalışıyor, bir yandan da o yaşlı kadının şefkatli kollarına sığınıyordu. Hiç tanımadığı bir yabancının göğsünde, kaybettiği güven duygusunu arıyordu garibim. Kim bilir ne büyük bir cehennemden çıkmıştı da teselliyi sokaktaki bir çift sıcak kolda arıyordu...
"Tamam annem, tamam güzel kızım..."
"Polisi arayın! Kıymışlar bu kıza, çabuk polisi arayın!" sesi yükseldi kalabalıktan.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yinede Sevdik
RomanceÖlümün kıyısında bir kadın ve sevgisini bir silaha dönüştüren bir adam... "Ben seni sevdim! Öyle alelade değil, deli gibi...Adam gibi..." dedi sesi buz keserek. "Benden korkma diyordum ya...şimdi gerçekten korkmalısın." Kaçacak tek bir nefeslik ye...
