MOR MENEKŞE

6.5K 306 19
                                        

Her yere sirayet eden bir sıcaklık... Hissettin mi yüreğinde? Derme çatma bir evin içinde yanan bir soba... Ve o sobanın önünde sen ve ben...

Hey! Uzaklardan gelen yolcu, yanaş kıyıma. Heybemdekileri dökeceğim avcuna. Heveslenme; az ekmek az biraz da erzak var. Ha birde birkaç damla gözyaşı ve bir de dinlersen eğer bir hikayem...

Dinleyecek misin? Uzat o halde elini o sobaya, elini ısınana kadar bende boğazıma dizilmiş birkaç sözden bahsedeceğim.

Uzak mı uzak diyarlarda küçük mü küçük bir köy varmış. O köyde güzelliği dillere düşmüş bir genç kız... Sadece güzelde değil pekte nazlıymış. Bu güzelliği duyanlar durur mu? Durmaz.

Bu güzelliği duyan herkes genç kızın kapısını aşındırmış. Beyler mi dersin, paşalar mı dersin, sultanlar mı dersin... Kızın güzelliğini duyan herkes çalmış kapıyı. Ama kalp öyle mukaddes bir varlıktır ki yalnızca bir kere açılır, o kalbe düşen ya bir avuç kor olur ya bir avuç su.

Su soğutmaz mı, ateş yakmaz mı? Bilmem yolcu, bilmem! O, mukaddes aşk hala uğramadı bana. Uğradı mı sana? Anlat o zaman; aşk n'eyledi seni? Bir çöle mecnun mu, bir dağa Ferhat mı?

Lafa uzatma mı dersin? İyi, dinle o halde. Zaman su gibi akıp geçmiş, yeşeren yapraklar baharın gidişiyle canına kıymış ama genç kız kimseye açmamış kalbini. Öyle bir aşk bekliyormuş ki kor olsun ama yakmasın, su olsun ama soğutmasın. Kimin nasibine düşmüş böyle sevda?

Sonra bir gün uzak diyarlardan yağız bir delikanlının yolu, bu küçük köye düşmüş. O güzel kızın güzelliği onun da kulağına çalınmış ama aldırmamış çünkü genç adamın yüreğinde daha cenazesini kaldırmadığı bir sevdası varmış.

Kader ya...Genç kızın tutulmuş bu delikanlıya. Ama nereden bilsin adamın yüreğinde bir cenaze yattığını. Adam gelirde kapısını çalar diye tüm kapıları ardına kadar açmış. Beklemiş, beklemiş, beklemiş... öyle çok beklemiş ki bir çiçek olaydı eğer çoktan solup giderdi. Ama delikanlı değil o kapıyı çalmak, yanından bile geçmemiş.

Kor olsun ama yakmasın demişti, değil mi? Genç kız öyle yanmış ki bu sevda uğruna, cehennem göğsüne inmiş. Bu sevda uğruna bu kadar yanarken delikanlının bir türlü genç kızı görmeyen gözleri yüzünden buz tutmuş ruhu. Denemedin mi sana! Sevda dediğin şu dünyanın hem cenneti hem cehennemidir.

Genç kız yılmamış, beklemeye devam etmiş. Ama bu bekleyişte her geçen gün gözlerinden dökülenler artmış. O yaşlar sevdasının şahidi olmuş, akıp toprağa karışmış... Birde ne göresin? Toprağa karışan o yaşların ardından mor menekşeler yeşermiş.

Delikanlının genç kıza değmeyen bakışları o menekşelere ilişmiş...

Elindi ısındı mı, yolcu? Kalk o halde, heybemdekileri bitti. Ben kalemi başkasının avuçlarına bıraktım.

Selametle, üşürsen yanaş kıyıma. Ama unutma ben sevdanın üşüttüğü elleri ısıtamam.

Ben geldimmmmmmmmmm

Ve gelirken de çok beklediğiniz o kurgu ile geldim. Mor Menekşe, yani Nazlı’nın kurgusuuuu!!!

Yukarıda yazanlar giriş bölümünün küçük bir kısmı ve bu hikayeyi kitap için özel olarak ben yazdım. 18 kasım yani doğum günümde giriş bölümün tamanını sizinle paylaşacağım. Bu yıl kendime verebileceğim en büyük hediyenin, bana iyi gelen sizlerle yeni bir yolculuğa başlamak olur diye düşündüm. Bu akşam WhatsApp kanalında M.M ile ilgili sohbet edeceğiz. Hepinizi beklerim.

Beni orada yalnız bırakmazsınız dimi???

LALOBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin