Multimedya: Aquilo - I Gave It All
Not: Bu şarkı çok müthüşlü. Lütfen dinleyin.
Zilin çalması ile ayaklanan sınıfın ardından biyoloji öğretmenimizin zihnini okuma çabalarımı yarıda keserek iki kalın kitabı alarak sınıftan çıktım. Dolabımın yanında dikilen alt devrelerden iki çocuğu hafifçe kenara iterek biyoloji kitaplarımı dolaba yerleştirdim.
Her sene gibi bu yıl da gerçekleşecek olan Geleneksel Hwang Lisesi Festivali hakkında bir şeyler konuşuyorlardı.
"Bu sene büyük bir kamp düzenlenecekmiş. Sen de gelecek misin Seunghwan noona?" diyen neşeli sesi duydum, dolabın metal kapağını kapayıp resim atölyesine gitmek üzere oradan ayrılmadan önce.
İçlerinden kısa olanı ile Edebiyat Kulübü'nden tanışıyordum. Ortaokulda annemin ve Yerim'in uzun ısrarları sonucunda kulübe katılmıştım ve pek aktif bir kulüp değildik. Çocuğun ismimi hatırlaması ilginçti. Genelde koca masada oturur, toplantı boyunca tek kelime etmez ve kulüp başkanı toplantının bittiğini söyler söylemez kulüp odasından nasıl kaçacağımı şaşırırdım.
"Hayır," dedim ilgisizce başımı iyi yana sallayıp. "Katılmayı düşünmüyorum."
"Bu yıl Jimnastik Kulübü harika gösteriler hazırlıyor." Keyifli ve gururlu bir şekilde araya karışan çocuğun kendi kulübü ile övüneceğini az çok tahmin edebiliyordum.
"Ayrıca bir basketbol maçı var. Busan Erkek Lisesi ile yapacağımız ulusal lise basketbol turnuvası festival günü yapılacak. Bizim kaplanlarımız her yıl olduğu gibi bu sefer de kazanacak!"
Çoşkuyla taraftarlık yapan kısa boylu olanı gürültü yaparak koridorda ilerlemeye başladığı sırada diğeri de ona katılarak peşinden gitti.
Okul basketbol takımı yıllardır ülke genelindeki liseler arasında düzenlenen turnuvalarda birinci oluyordu. Bunu biliyordum, çünkü Yerim geçen yıldan beri Amigo Kızlar'ın başkanıydı ve okulun geçmiş başarıları ile çok ilgiliydi.
Okulun bir ucundaki resim atölyesine ulaşıncaya kadar yürüdüm ve sessiz atölyede kendime boş bir yer bulup oturdum.
Resim dersini alan öğrenciler genelde sakin olurlardı. Gereksiz gürültüden uzak, sakin bir ders işlerdik ve zil çaldığında yine herkes sakince atölyeyi boşaltırdı.
Resim yeteneğim olduğundan ya da ilgimi çektiği için seçmemiştim bu dersi. Müzik sınıfından daha sessiz oluyordu daha fazla bireysel çalışma yapabiliyorduk, hepsi bu.
"Son Seunghwan sen misin?"
Duyduğum yumuşak ses ile başımı kaldırıp sağ arkamda dikilen çocuğa baktım.
Başımı salladım çocuğu onaylayarak. Onu daha önce okulun tiyatro etkinliğinde görmüştüm. Yetenekli biriydi.
Elinde salladığı anahtarı önüme bıraktı, kocaman bir gülümseme ile konuşmadan hemen önce.
"Bay Jung bu derse gelemeyecek, anahtarları sana bırakmamı istedi. Dersten sonra kapıyı kilitleyip anahtarı öğretmen ofisine bırakmalısın."
Boş boş baktığımı fark edip, "Anladın, değil mi?" dedi.
"Ah, elbette." Memnuniyetsiz bir ifadeyle başımı sallayıp masadaki anahtarı aldım ve cebime koydum.
Samimi bir şekilde omzumu sıvazlayıp teşekkür ettikten sonra koşar adım atölyeden çıktı çocuk.
Durumu diğerlerine açıkladığımda herkes dolaptan çalışmasını çıkarıp işine döndü. U şekline sokulmuş uzun masaların en sağında oturuyordum. Böylece masada dönen sohbetten uzak kalmış oluyordum ve bu rahatsız edici değildi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
pale hearts
Fanfiction"Öleceğim." diyor genç çocuk, kız onun saçlarıyla oynarken. "Sorun değil," Kız beceriksizce gülümsüyor. "Hepimiz ölüyüz zaten."
