Multimedya: Good Goodbye - One Ok Rock ve Jung Hoseok
Seunghwan
Buzdolabından aldığım meyveli yoğurt ve yeni yaptığım tostum ile odamın yolunu tuttum. İki gündür evden okula, okuldan eve gidip sabaha kadar uyanık kalarak bir zombiye dönüşmüştüm. Annemin korkutucu maskelerinden bile daha korkunçtu solgun tenim.
Odama girip de sandalyeme, bilgisayarımın başına oturmamla beraber titredi telefonum. Uzun süredir sessizdeydi ve genelde arayan kişi Yerim oluyordu.
Telefon uzunca bir süre çalmaya devam etti ve sustu. Tostumdan bir ısırık alıp işime döndüm. Yerim'in kabuslarını dinlemek için fazla meşguldüm.
Kısa bir süre sonra tekrar titremeye başladı telefonum. Bu sefer sandalyeden kalkıp yorganımın içinde kaybolan telefonumu buldum hızlıca. Ekranda yazan isim belki de beni arayacak son kişiydi.
Şaşkınlık ve ufak bir kalp çarpıntısı ile açtım telefonu. Kısık sesim ile ben konuşmaya başlamadan önce seslendi Yoongi hattın ucundan.
"Uyuyordun, biliyorum." dedi derin bir nefes alırken. Arka fondaki araba sesinden evde olmadığı anlaşılıyordu. "Bana yüzsüz de diyebilirsin."
"Sen iyi misin?" diye sordum endişeyle. Saat beş olmak üzereydi ve normal bir insan bu saatte hava almaya çıkmış olamazdı.
"Sanırım, bilmiyorum." dedi Yoongi hızlıca konuşarak. "Çıkabilirsen, gelebilir misin?"
Korkunçtu sesi. Kalbime ufak bir sızı bırakan, çaresiz bir sesti.
"Neredesin?" Anneme yakalanmadan evden çıkmak kolaydı. Sevgilisinin kollarında derin bir uykuda iken beni pek hatırlamazdı.
"Geçenki parkta..."
"Pekâlâ, hemen geleceğim." dedim sessizce.
Bu soğukta onu bekletmemek için pijamamı bile değiştirmeden cep telefonumu ve montumu alıp evden çıktım.
Apartmanı terk edip ıssız sokağı hızlıca geçerken montuma sarıldım sıkıca. Böyle bir gecede evsiz insanları düşünüp hüzünlenmemek elde değildi. Zihnimi kötü düşüncelerden arındırmak için başımı salladım.
Parkın girişine geldiğimde adımlarımı yavaşlattım. Buraya kadar koşar adım geldiğim için kalbim deli gibi çarpıyordu. Elimi kalbime götürüp acıyan ciğerlerime temiz hava yollamak için uğraştım.
Bu sırada Yoongi'nin yanına ulaşmıştım. Sokak lambasının altındaki soğuk bankta oturuyordu. Öylesine kötü görünüyordu ki onu kucaklamak istedim.
Öksürdüm, beni fark etmesi için. Ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı bilmiyordum.
"Oh, geldin mi?" dedi eşsiz yüzünü kaldırıp bana bakarak. Gözlerindeki parıltılar bu soğuk gecede kalbimde bir kibrit gibi çakmıştı.
Geleceğimi ummuyor olmalıydı. Sonuçta her kız gecenin bu vaktinde dışarı çıkabilecek kadar şanssız olmuyordu.
"Geldim..." diye mırıldandım banka oturmadan önce.
"Ben... Teşekkür ederim." Düğümlenen boğazını çözmek ister gibi yutkundu. Ağlamak istedim onu böyle görünce. Dıştan göründüğü kadar alaycı ve umursamaz bir çocuk değildi.
"Önemli değil," dedim onun yanında olmanın verdiği mutluluk ile gülümserken. "Seni bu saatte buraya getiren şeyi anlatabilirsin."
Dizlerine koyduğu kollarını kaldırıp doğruldu. Yorgun görünüyordu. Dik oturmuyordu ve gözleri kızarıktı. Ağlamış olma ihtimalini geçirdim aklımdan. Neden bu kadar kötüydü bu çocuk?
Uykusu gelmiş gibi bakan gözlerini bana dikti. Yavaş hareketlerle açılıp kapanan etrafı pembe halkalar ile kaplı olan güzel gözlerini yüzümde gezdirdi.
Sonra bir kedi gibi yaklaştı ve kollarını belime doladıktan sonra başını göğsüme yasladı. Bu hareketi kesinlikle beklemiyordum. Öyle ki kollarım havada asılı kalmış bir şekilde kaskatı duruyordum öylece.
Kollarımı hafifçe indirip Yoongi'nin sırtına yerleştirdim. Soluk alırken inip kalkan bedeni, gözlerini açıp kaparken boynuma değen kirpikleri ve burnuma ulaşan şampuan kokusu rüyada gibi hissettiriyordu.
"Neden nefes almıyorsun?" diye sordu Yoongi sesini duymakta zorlanacağım kadar alçak tutarak. Nefesimi tuttuğumu o söyleyene kadar fark etmemiştim.
Derin, titrek bir nefes verdim. "Bilmem." dedim bir elimi Yoongi'nin sırtında gezdirerek. Hava o kadar kuru ve sakindi ki konuşup soluk verirken havaya bıraktığımız su buharları uzun bir süre öylece asılı kalıyordu.
O gece -sabah da denebilir- donacağımızı falan düşündüm. Bir saat kadar öylece oturduk. Kollarım uyuşsa da kıpırdamadım, çünkü o an en çok korktuğum şey bu büyülü anı bozmaktı.
Bir an, Yoongi'nin uyuduğunu hissettim. Nefes alış-verişleri azalmış, kirpikleri artık boynuma değmiyordu. 18 yaşında, birisine aşık olma fikri pek inandırıcı gelmese de ona karşı olan hislerimin basit bir hoşlantıdan ileri olduğunu biliyordum. Bundan emin olmuştum.
"Neden seni aradığım zaman geldin?" dedi burnunu çekerek. Yüzünü görmüyordum, o da beni görmek için bir hamlede bulunmuyordu. "Bencil bir herife neden yardım etmek istedin?"
"Birisine ihtiyacın vardı." dedim hafifçe saçlarına üfleyerek. Gittikçe rengi solan saçlarını seviyordum. "Ayrıca sana yardım etmek için kendimce nedenlerim de vardı."
"Borçlu hisseden kimse bu soğukta böylece oturmaz." Kollarını belimden gevşetip doğruldu.
Omuz silkip, "Borçlu hissetmiyorum." dedim.
Yüzüme boş boş bakıp, "Neden o zaman?" dedi sessizce.
"Ne duymak istiyorsun?" Ellerimi göğsümde birleştirdim.
"Benden hoşlanıyor musun?" Tamamen meraktan sorulmuş bir soru gibiydi. Cevabım her ne olursa olsun omzunu silkip bana iyi günler diledikten sonra gidecekmiş gibi görünüyordu Yoongi.
"Evet," dedim dudaklarımın iki ucunu hafifçe yukarı kaldırarak. "Belki, birazcık."
Yoongi güldü. Bu soğuk günde, kurşuni gökyüzünün altında bir ateş gibiydi gülüşü. Hafif kıkırtısı kahkahaya dönüşürken, dalga geçiliyor hissine kapıldım. Yüzüm asıldı, dudaklarım düz bir çizgi halini aldılar bu sefer.
Yoongi ayağa kalktığında hiç yerimden kıpırdamadım. Kahkahası bitip de bana döndüğünde elini uzatıp saçlarımı karıştırırken, "Aptalsın, biliyorsun değil mi?" dedi.
Ona hiçbir şey demeden kaşlarımı çattığımda, "Benim gibi birini sevmek sana çok şey kaybettirecek." dedi fısıltıyla. "Ancak senin gibi birini sevmek bana çok şey kazandırdı."
Yazar Notu:
Bölüm çok kısa, aşırı kısa, müthiş kısa biliyorum. Ancak bu bölümü yalnızca bu ana ayırmak istedim. *feels geçirdi*
Umuyorum ki birkaç gün içinde telafi mahiyetinde uzun bir bölüm ile gelirim.
En sevdiğim yazar notu şeysini de bitirdiğime göre gidebilirim. u.u
ŞİMDİ OKUDUĞUN
pale hearts
Fiksi Penggemar"Öleceğim." diyor genç çocuk, kız onun saçlarıyla oynarken. "Sorun değil," Kız beceriksizce gülümsüyor. "Hepimiz ölüyüz zaten."
