Chapter Sixteen

721 111 20
                                        

Multimedya: Min Yoongi (♡○♡)

Aralığın üçüncü haftası neredeyse bütün öğrencilerin can çekişerek çalıştığı bir sınav haftası demekti. Öyle ki okulun en sorunlu çocukları bile birilerinden ders notu koparma peşinde koşar, güneş gördükleri an arka bahçedeki korulukta ders çalışmaya çalışırlardı, elbette bünyeleri izin verdiği kadar.

Yine garip bir kış güneşinin tepeye yükseldiği bir gündeydik ve sınıfta çok az insan kalmıştı. Yerim ve Taehyung birlikte ders çalışıyordular. Ben ise arka bahçeye bakan sınıf camımızdan dışarıyı izlemekle meşguldüm.

Yoongi piknik masasının üzerine uzanmış; Jimin, Baekhyun ve onun sevgilisi Sumin de normal bir şekilde oturuyorlardı.

Elimdeki kalemi kemirerek onları izlerken büyük bir gürültüyle elini masama koyan Jinwoo kafasını yaklaştırıp sırıttı.

"En sevdiğim arkadaşım!" diye başladı söze. Poposuyla beni ittirip yanıma oturdu. "Senin gibi akıllı, zekâ küpü bir arkadaşa sahip olduğum için çok şanslıyım."

"Git, Jinwoo." dedim perdeyi kapatıp önümdeki kitaplara dönerek. "Sana ders notlarımı vermeyeceğim. Ya buruşmuş ya da ıslak bir şekilde geri getiriyorsun."

Geçtiğimiz gün girdiğimiz tarih sınavından önce ödünç verdiğim notlarımı evde hala kurutmaya çalışıyordum.

"Bu sefer öyle olmayacak." Sevimli olduğunu düşünerek büzdüğü dudaklarına elimdeki defter ile vurdum.

"Kes sesini..." diye mırıldandım soruya odaklanmaya çalışarak.

"Cadı Hong beni geriyor..." Neredeyse bağırarak konuştuktan sonra sınıfın önünden geçen Bayan Hong'u görür görmez kısık sesle devam etti. Bu da iyice kulağıma yaklaşması demek oluyordu. "...biliyorsun. Bu yüzden not tutamıyorum. Senin edebiyatın mükemmel. Bana birazcık yardım etsen ne olur?"

İç geçirerek çantamdan çıkardım, not tuttuğum ve temize geçirip çıktı aldığım kâğıtlarımı. Jinwoo'nun parıldayan gözleri ve çocukça gülümsemesi gülmeme neden oldu.

"Çok teşekkür ederim!" diye haykırdıktan sonra, uzun kollarını sıkıca sardı ve yanaklarıma iki koca sulu öpücük bıraktı.

"İğrençsin!" diye tiz bir sesle bağırdım Jinwoo'nun arkasından.

Ön sırada oturan iki kız kıskanç bakışlarını ben onlara bakana dek sürdürdüler. Jinwoo'ya karşı böyle davrandığım için -okuldaki çoğu kız, ilk geldiği günden beri Jinwoo ile konuşmak istiyor gibiydi- etrafımda sürekli beni nankörlükle suçlayan bakışlar görebiliyordum.

Tabiki hiçbiri Jinwoo'yu gerçek anlamda tanımadığı için benim ona neden böyle davrandığımı anlayamazlardı. Tek sosyal aktivitesi dedesinin sahaf dükkanında çalışmak olan asosyal bir moronu ne kadar dikkate alabilirdim ki?

"Hwan-ah!" Yerim'in tiz sesi ile beraber kulağıma ulaşan küçük silgi tanesi dalgın bir anımda olduğum için beni fazlasıyla korkuttu.

"Ne var, Yerim?" Arkama dönerken saçımda takılı kalan silgi parçasını yere düşürdüm.

"Ders çalışmayı düşünüyor musun?" dedi imalı bir şekilde sırıtarak.

Dilimi şaklattım hiç samimi olmayan bir gülümseme arasında. Bu tür şeyler hiç huyum değildi. Ancak kim ölene dek aynı karakterde kalırdı ki?

"Seni aptal!" diye çığırdı Yerim. O böylesine güçlü bir ses çıkardığından, sınıfta sessiz olmasına dair bir uğultu yükseldi. Ben de bunu fırsat bilerek parmağımı dudaklarıma götürüp susmasını söyledim.

pale heartsHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin