Midem tamamıyla boşken duş almak kadar yorucu bir şey yoktu. Adeta ruhumun çekildiğini hissediyordum. Buhardan buğulanan duşakabinin kapısını açıp kendimi dışarı attığımda hemen havlumu sarınıp odama koştum.
Annem mutfakta yiyecek bir şeyler hazırlıyordu. Kahve kokusunu ve kızaran bir şeylerin sesini duyabiliyordum.
Yorgunlukla üstümü giyinip saçlarımı kuruttum. Bazen onları kurutmak için fazla üşengeç oluyordum ve o zamanlar omuz hizasından da kısa kestirmek istiyordum.
Ancak öyle bir şey yapsam neredeyse birkaç ay boyunca başımdan beremi çıkarmadan gezmek zorunda kalacaktım. Tombik yanaklarımı o kadar açığa çıkaran bir saç modelini asla kullanamazdım sanırım.
Terliklerimi sürüyerek odamdan çıktığımda annem mutfaktan seslendi: "Seunghwan! Kahven ve sandviçin hazır."
Mutfağa gittiğimde birisi paketlenmiş diğeri ise tabakta, iki tane sandviç vardı. Sandalyelerden birini çekip oturdum ve sessizce yemeğe başladım. Annem normalde şimdiye kadar makyajını silmiş, kıyafetlerini çıkarmış, büyük bir rehavet ile kitabını alıp camın önündeki tekli koltuğuna kendini atmış olurdu.
Kendisi de masaya oturmadan önce paketlenmiş olan sandviçi bana doğru ittirdi.
"İkisini de yiyemem ki. Neden yaptın?" dedim kahvemi yudumlarken.
"Birisi Yoongi için," dedi gayet normal bir şeyden bahsediyormuş gibi. Elindeki telefonuna bakmaya devam ederek kahvesini içiyordu. "Hastane yemeklerinin ne kadar kötü olduğunu biliyorum."
"Hastaneye yemek sokmak yasak." Sandviçi geri ittirdim.
"Her kurala uymaya devam mı edeceksin?" Gözlerini devirerek bana bakan annemin bakışlarından kaçmak için başımı eğdim. "Hem organik ürünlerle hazırladım. Sağlığa hiçbir zararı yok."
"Teşekkür ederim." diye mırıldanarak yemeğe devam ettiğimde şaşkınlıktan tek kelime daha edecek halde değildim.
Annem şaşılacak biçimde ılımlı ve sakin davranıyordu. Bana karşı bu kadar çabuk pes etmiş olması beni işkillendirse dahi bir şey demeyecektim.
"Yemeğini yedikten sonra hazırlan, seni hastaneye bırakayım." dedi masadan kalkarken.
Kafasında neler döndüğünü anlayamayacak kadar sıkılmıştım. Eminim er geç hareketlerine çeki düzen verecek ve Yoongi ile olan adını henüz koyamadığımız bu ilişkiyi destekleyecekti. Çünkü ben onun yanında mutluydum. Genç yaşta ölecek, arkasında bir enkaz bırakacak olması dert değildi.
Tam olarak şu an mutluydum. Bundan daha önemli bir şey yoktu benim için.
Hızlıca yemeğimi bitirip bir kot pantolon ile kapüşonlu kazak giyip sandviçi çantama koydum ve asansör bozuk olduğundan koşarak merdivenleri indim.
Annem aşağıda bekliyordu. Arabanın ısınması için klimayı açmış, aynada son kez makyajını kontrol ediyordu.
"Gidelim." dedim arabanın kapısını hızla kapatarak. Kırmızı beremi kafama geçirip el yordamıyla düzelttim.
"Bayan Min ile görüştüm." dedi annem ciddi ses tonuyla. Çoktan trafiğe çıkmıştık. "Doktorlar birkaç güne kalmaz taburcu olur demişler."
"Ben de ne zaman beni utandıracak bir şey yapacağını düşünüyordum." İstemsiz yükselen sesimi kontrol etmek amacıyla derin bir nefes aldım. "Çok teşekkür ederim. Beni yanıltmadın anneciğim."
"Öyle söyleme." Gözlerini devirdi. "Senin için bir şeyler yapmak istiyorum ve o çocuğun durumunu merak ettim."
"Zavallı kadına gidip de 'Oğlunuz ne zaman ölecek?' demedin umarım."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
pale hearts
Фанфикшн"Öleceğim." diyor genç çocuk, kız onun saçlarıyla oynarken. "Sorun değil," Kız beceriksizce gülümsüyor. "Hepimiz ölüyüz zaten."
