Chapter Twenty-Three

750 105 55
                                        

Multimedya: Maviş Yoongi (♡○♡) ve Bangtan Boys - Save Me

Yorgunluktan açılmayan gözlerim ve her bir hücresi ayrı ağrıyan bedenim ile tam on beş dakikadır yatakta yatıyordum.

Yalnızca iki saatlik bir uykunun ardından, okula gitmek için kalkmak zorundaydım. Annem evde değildi ve kahvaltı edecebileceğim zamandan kısıp yataktan çıkmamıştım.

"Tanrım! Uyumak ve dinlenmek istiyorum." diyerek mızmızlandım yorganı üstümden atarken.

Ayağa kalkıp, dağınık masamdan telefonumu aldım ve şarja taktım. Odanın içi savaş alanı gibiydi. Kitaplar, defterler, not kağıtları, fotokopiler, renkli kalemler ve silgi pislikleri... Hepsi masam başta olmak üzere odamda dağınık bir vaziyetteydiler.

Hızlı ve soğuk bir duşun ardından kendi rekorumu kırarak yalnızca beş dakikada giyindim ve on beş dakika içinde saçımı ve yüzümü insan içine çıkılacak bir hale getirdim.

Yol üzerinden sert bir kahve almalıydım. Bu yüzden en yakın kahve dükkanına yürüyecek, oradan da bir otobüse binip okula gidecektim. Bu da nereden baksan yaklaşık kırk beş dakika sürecekti.

Neredeyse koşarak gittiğim dükkandan çıkıp dün gece ses kaydına aldığım ders notlarını dinleyerek durağa yürüdüm. Soğuk hava ve şekersiz kahve uykumu açmış, beni kendime getirmişti.

Şimdi tek ihtiyacım olan şey tarih, edebiyat ve ingilizce sınavı üçlüsünü atlatmak, bildiğim bütün her şeyi karıştırmadan sınavlardan geçmekti.

Bu üç dersin sınavını aynı güne koyan okul idaresine sövmeyi erteliyordum çünkü kaybedecek tek bir dakikam, dikkatimi dağıtmak gibi bir lüksüm yoktu.

Hafızam iyi değildi. Edebiyat ve tarihi zaten sık sık birbirine karıştırırdım. Bu sefer daha da kötü olacak gibiydi.

Otobüse bindiğimde gözlerimi kapatmış, dikkatli bir şekilde ders notlarımı dinliyordum. Sanki azıcık daha sesli konuşsam ölecekmişim gibi, fısıltı gibi gelen sesim sinirlerimi o kadar bozuyordu ki, sinirden oturup ağlayabililirdim.

Otobüsten indiğimde gözlerimi açmak zorunda kaldığım gibi, bir de o korkunç yokuşu çıkmak gibi zorlu bir görev beni bekliyordu.

Derin bir nefes alıp aklımı oynatmamak için zorunlu bir gülümseme yerleştirdim yüzüme ve ayak uçlarıma bakarak yürümeye başladım.

Üzgün ya da sinirli olduğumda, ben hariç herkes mutluymuş gibi hissederdim. Yalnız olduğumu düşünüp dertlendiğim zamanlarda sanki çiftler daha da gözüme sokmaya çalışırdı ilişkilerini. Şimdi de tam olarak öyle hissediyordum.

Bir bok parçası gibi hissetiğim bu günde sanki bütün kızlar Jun Jihyun kadar güzel görünüyorlardı ve hepsi mutluydu.

Sanki yalnızca benim sınav haftam vardı şu okulda. Yalnızca ben gecenin dördünde kapayabilmiştim gözlerimi sanki.

"Seunghwan, iyi misin?" Uzaktan gelen sesleri duyuyordum elbette. Ancak duymuyormuş gibi yaparak sınıfıma kadar ulaşmış, kendi sırama bile oturmuştum.

Şimdi ise bu kahrolası Taehyung omzumu bir kum torbası gibi sarsarak beni kaldırmaya çalışıyordu.

"Uykusu var, onu rahat bırak." diyen Yerim'in, Taehyung'u uzaklaştırdığı ve beni tekrar eski huzuruma kavuşturduğu zaman bir soluk verdim.

Yerim beni anlardı. Her mimiğimden, hareketimden, ses tonumdaki değişimden bile ruh halimi sezebilirdi ve beni yalnız bırakması ya da bırakmaması gereken durumları çok iyi bilirdi.

pale heartsHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin