Bölüm 16: Zıt Kutuplar Birbirini Çeker

274 39 10
                                        

'Bu ne kalabalık!'' Önümde ki birkaç kişiyi iteleyerek kendime yol açtım.
Crunch ise o insanlardan özür dilemekle meşguldü. ''Sakin olun, Prensim! Siz de biliyorsunuz ki bu günler yılın en kalabalık zamanları.''

Homurdanarak sırtımı duvara yasladım.
''Ne olmuş yani? Ben kendime istediğim gibi yol açamazsam bir prens olmamın ne özelliği kalır?''

Crunch derin bir iç çekip başını salladı. ''Tamam, peki öyleyse.''

***
Siz de bu zamanları seviyorsunuz. diye düşündüm. Gülümseyerek ona baktım. Bir yerden arakladığı buğday sapını çiğnemekle meşguldü. Oraya buraya bakıyor sonra tekrar buğdayı çiğniyordu.

Ne kadar saklasanız da ben mutlu olduğunuzu görebiliyorum.

Bu düşüncelerle tebessüm edip tekrar onu inceledim. Bazen onun gerçekten mutlu olduğunu görüyordum. Oyalanacak bir şeyler bulduğunda belli etmemesine rağmen o an mutlu oluyordu. Bu denli acımasız ve vurdumduymaz birisinin küçük şeylerle mutlu olduğunu gördüğümde hayret etmeden duramıyordum.

O da böyle birisi işte, diye düşündüm. Gerçek benliğini bir türlü gösteremiyor. Yürümeye başlayan Gajeel'in peşine takıldım. Nedense içimde çok güzel bir şey olacağına dair güçlü bir his vardı.

***
Sıkıntıyla önümde ki yola çöktüm. "Yok işte! Burası da kapalı!" Ange bir kaç kez etrafında dönüp tekrar dükkanın içine baktı. "İnanamıyorum!" Sonra da gelip benim yanıma oturdu.

Şu an gerçekten ne yapacağımız hakkında bir fikrim yoktu. Şimdiye kadar önümüze çıkan her kitapçıya bakmıştık. İlk iki dükkan kapalıydı ve bundan önce gittiğimiz kitapçı da buraya yeni taşınmıştı. "Bir yerlerde böyle bir yer olmalı." dedim karanlık sokağa bakarak.

"Olmak zorunda!"

"Olmak zorunda!" dedi Ange sinirle. "Ve onu hemen bulmak zorundayız!"
Yavaş yavaş boşalan sokağa tekrar baktım. Aralarında konuşan insanlardan bu haftalarda şehir pazarı olduğunu öğrenmiştik.

Önemli bir faaliyet olsa bile akşam karanlığı bastırınca sokaklarda ki insanlar azalmıştı. "Birine sormalıyız Levy." Başımı salladım. "Ben de öyle düşünüyorum ama sokak bomboş."

"Yine de biri olmak zorunda!" dedi yanaklarını şişirerek. "Yaşadığımız şanssızlıklara inanamıyorum!"

Gülümseyerek "Bir ölmediğimiz kaldı zaten." dediğimde koluma güçlü bir dirsek geçirdi. "O konulardan bahsetmek yok! Başımıza ne gelirse gelsin pozitif olmalıyız Levy. Bunu bize sen öğrettin." Kahkaha atarak sokağa baktım. "Ha tabii. Bu durumda olabildiğince pozitif olalım. Bir o eksikti."

***
"Lanet olsun!" Crunch sinirle çantasını yer attığında merakla ona döndüm. "Ne oldu?" Elindeki çantanın içinde deli gibi bir şey arıyordu. "Unutmuşum!"

"Neyi unutmuşsun?" Çantayı ters çevirip içine baktı. "Babanız için küçük bir paket almıştım. Sanırım onu, o küçük dükkanda unuttum."

O dar dükkan aklıma gelince yüzümü buruşturdum. Crunch sağına soluna bakıp gülümsedi. "Neyse ki oradan pek uzaklaşmadık. Siz burada bekleyin ben hemen alıp gelirim."

"İyi de saat geç oldu. Dükkan çoktan kapanmıştır." "Hayır Gajeel-san. O dükkanın sahibini tanırım. Orada unuttuğum şeyi geri gelip almam için hala açıktır."

Gitmeye yeltendiğinde hemen kolunu tuttum. Merakla bana döndü. Efendim Gajeel-san? İstediğiniz bir şey mi var?"
"Canım sıkılıyor," dedim. "Tek başıma saraya dönmek istemiyorum. Seninle geliyorum." Gülümsedi. Sonra da geldiğimiz yola hızlıca daldı.

***
Hala bulamamıştık. Neredeydi bu lanet dükkan! Yol ayrımına geldiğimizde sinirle Ange'ye baktım. O çoktan delirmek üzereydi. Bu konularda hassas olduğunu bilirdim. Bir şeyi arıyorsa onu çabucak bulmayı isterdi. Konuşacak durumda olmadığı için koluna girip yol ayrımında baktım. Ne taraftan gitmeliydik?

O anda içimde küçücük bir şey hissettim. Çok küçüktü ama onu çok güçlü hissetmiştim. Az önce ne olduğunu bilmiyordum ama güçlü bir his sola gitmem için bas bas bağırıyordu. Beni o yola çeken bir şeyler vardı. Tereddüt dahi etmeden hemen solda ki yola girip hızla ilerledim. Biraz uzakta ışıkları yanan küçük bir dükkan vardı. Kararlı adımlarla oraya doğru ilerlerken Ange önce ne olduğunu anlamamış sonra ileride ki dükkanı görünce rahatlamıştı.
İkimiz de, aradığımız yeri bulduğumuzu biliyorduk.

***
Dükkan karşıda belirdiğinde arkamda ki Gajeel'e çaktırmadan bir göz attım. Yolun başından beri tek kelime etmeden peşimden geliyordu. Gülümsedim. O sırada gözüme ileride iki karartı ilişti.
Gözlerimi kısıp baktığımda bunların iki genç kız olduğunu fark etmiştim. Saat pek geç olmasa da dolaşmak için tehlikeliydi.

Bu saatte gerçekten ne yaptıklarını merak etmiştim. Herhangi iki kız, diye düşündüm. Ama içimde bir şey beni dürtüyordu. Bir süre sonra dükkanın önünde durarak ellerini çırptılar. Gülümsemeden edememiştim.

Nedense neşeleri bulaşıcıydı. Gajeel'e dönüp baktığımda onunda kızlara baktığını gördüm. Kızlar biraz sonra dükkanın içine girmişlerdi.

Şimdiyse biz dükkanın önündeydik.

Gajeel homurdanarak duvar kenarına geçerek yaslandı. "Hadi git ne alacaksan al, Crunch. Ben burada bekleyeceğim."
Dükkana girerek kapıyı kapadım. Kızlar bir köşeye oturmuş aralarında hararetli bir tartışmaya girmişti.

"Crunch! Geri geleceğini biliyordum." Bana unuttuğum paketi uzatan Johen'e döndüm. "Beni beklediğin icin teşekkür ederim." Gülümsedi. Sonra da tezgaha yaslanarak kızlara baktı. Ben de onlara bakıyordum. Bir süre sonra sohbeti keserek bize döndüler.

Kendinden yaşça büyük kızın yanında ki mavi saçlı kız bana kocaman gülümsemişti. Bende ona gülümsedim. Neşeleri bulaşıcı diye düşündüm tekrar.
"Bir kitabı sormak için gelmişler," dedi bana dönen Johen. "Yaşlı Broun'u bilirsin."

Başımı salladım. O sırada diğer kız yanımıza gelmişti. "Onu tanır mıydınız?"
Tekrar başımı salladım. "Sık sık araştırmalar için buraya gelirdi. Birkaç kez konuştuğumuz oldu." Kız rahatlamıştı. O sırada camdan dışarıyı seyreden diğer kıza baktım. Kötü br şey görmüş gibi donup kalmıştı. Aniden Gajeel aklıma geldi. Onu tanımış olabilir miydi? Apar topar kapıya yöneldim.

"Sonra sizinle tekrar görüşmek için geleceğim." Üçü de arkamdan bakakalmıştı. Gajeel'de benim olduğum tarafa tuhafça bakıyordu. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir ifade vardı.

Hızla kolundan çekiştirerek saraya giden yola daldığımda kızarak kolunu benden kurtardı.

"Ne yapıyorsun sen be! Bıraksana! Ne bu acele?"

"Geç kaldık." dedim sakince. "Kral endişelenebilir." Yatışır gibi olmuştu. Rahatlayarak derin bir nefes aldım. Gajeel-san'ın tanınma riskini göze alamazdım. Bu sorun çıkarabilirdi.
Saraya yaklaşmışken "Crunch sana bir şey soracağım," dedi aniden. Merakla ona döndüm.

"Hiç," diye devam etti. "Hiç daha önce tanımadığın birini tanıyormuş gibi hissettiğin oldu mu?"

Bu da nereden çıkmıştı şimdi?

***
"Ange," merakla ona döndüm. "Efendim?" Hala en başından beri baktığı noktaya bakıyordu. "Daha önce hiç tanımadığın birini daha önceden tanıyormuş hissine kapıldın mı?"

"Ha?" Anlamamıştım. Üstelik Levy çok ciddi bir şekilde sormuştu. "Adamla gelen biri vardı," dedi. "Dışarıdaydı. Duvarın orada. O çocuğa baktığımda bir şey hissettim. Sanki çok uzun zamandır onu tanıyormuşum gibi. Ama sorun şu, o çocuğu daha önce hiçbir yerde görmedim."

Ejderha ve Kitapkurdu (Fairy Tail GaLe/GajEvy FanFic)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin