Çok beklettim biliyorum bebeklerim. Saldırııııın. İyi okumalar. Sizi seviyorum
#Playist- Tsar B - escalate
# lana del rey- Love
#lorde- Green light
-
Bitip tükenmeyen acılar gördüm, ve hiç azalmayan, unutulmayan acılar. O zaman dilindeki belki de en ağırı ölüm acısıydı. Bu biraz "Biraz anı, bolca veda, biraz hüzün, bin şiir." gibiydi.
İnsanlara göre Baran delirmişti. Bir insan acıdan delirdiğinde diğerleri onun acısını değil, deliliğini görürlerdi.
Haklıydılar. Baran delirmişti.
Baran'ın ağzından~
Bahar'ın azizliğine uğramış, yağan yağmurla elimde bir demet çiçekle yürüyordum, bir adım. İki adım. Üç adımdan sonra.. bir su birikintisine bakıyorum. Ne yağan yağmur ne su birikintisinde ki yansımam. Hakikatı değiştirmiyordu.
Eğildim.
Ve yansımama baktım.
Doğrulup başımı yana eğdim, enseme temas eden yağmuru hissetmek istedim.
Başımı kaldırdım.
Yağmur tane tane bir anne şefkatiyle yüzüme temas ediyor ve bir beşeri unsur gibi yanağımı okşuyordu. Ordan ise birbirine karışmış saçlarıma, uzayan kirli sakalıma dokunuyordu. Daha da hissetmek adına yürüyüp su birikintisine basıp çıkan sıçrayış sesi rüzgarla birlikte bir melodi gibi kulağıma gelirken, elimdeki demet ıslanmış, en az solmuş ruhumun çiçeği gibi boynu yana düşmüştü.
Yürüdüm. Yürüdüm.Ve yürüdüm
Bu 2 aydır tek hissiyatım; yağmur tanelerinin şefkâtiydi.
Mezarlığın başına geldi, yorgun adımlarla. Gözleri dolar gibi oldu. Burası evi gibiydi artık.Hüzünle bakan gözlerini boğazındaki yumruyu yutturmadı işte. Sağ gözünden akan bir gözyaşı kendine bir kaçış yolu çizdi.
Mezarlığa girdiği an; Acısını hisseden ruhlar gözlerini genç adama dikmiş.. gömüldükleri toprakları hüzünün taşıdığı çiçeklerle özdeştirmişti.
Her bir mezar taşının ruhu; Ruhuy'la gözgöze geldiğinde toprağın altındaki bedenlerini hissedercesine ürküyor ve gülümsüyordu.
Bir şairin hükmü verildiği belirtildi , bir şiirin okunmak için beklenildiği oldu. Ve bir şiirin küçük bir kızın ezberinden kaçtığı.
Yaprakları dökülmüş bir ağaç görüş alanıma girene kadar yürüdü. Sırılsıklam olmuş deri ceketinin iç kısmından çıkardığı açık bir sigarayı yakmak için soğuktan buz tutmuş elleriyle çakmakla çaktı. Küçük bir ateş çemberiydi. Bu sefer onla beraber sigara da yanmıştı.
Alışılmış bir durum değildi.
Mezarının başıma geldiğinde. Şöyle bir baktı mezara. Gözleri doldu. Yıkılmışlığın verdiği acıyla ellerim iki yana açıldı. Elimdeki demet düşerken. Dizlerinin üstüne düştü yorgun bedeni. Dizkapakları ıslak toprakla buluştu. Gözlerihüzünle örtüldü genç adamın. Başı önüne eğildi usulca. "Yemin ediyorum" dedi sessizce geceye fısıldarken. Ruhlar onu dinliyordu" Bu benim önünde ilk diz çöküşüm değildi. Şimdi mezarının önünde diz çöküyorum." Bunun acısı ne anlatılıyordu ne yaşanıyordu. Bağırdı. Avazı çıktığı kadar bağırdı genç adam. Ellerini başının arkasına alarak ıslak toprağın yanına uzandı. Yan tarafındaki demet çiçeği bir konuk gibi iki adımlık bir mesafede onlara eşlik ediyordu.
Genç adamı yağmur örtüyordu.
Neydi insanoğlunun en büyük zafı, değer mi, minnetmi ? Ölüler yaşayanlardan daha çok çiçek alır, çünkü pişmanlık minnetten daha güçlüdür. Ama genç adamın yaşadığı minnet değildi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
TAKINTILI
Teen Fiction* tüm hakları saklıdır* Hepsinin düşünceleri bir volkan gibiydi, lavlar onları esir alırken, buhar olup havada yağmur taneleri olarak yeryüzüne iniyordu.Her bir yağmur tanesi, bedenlerine değil ruhlarına temas ediyordu. Kimisi bu yağmur tanelerinde...
