"Aklımı kaçıracağım." Ginny Weasley oturduğu koltuktan kalkıp bulunduğu odanın içinde volta atmaya başladı.
Kokteyl biteli bir saatten fazla oluyordu ve insanları teker teker geçitten geçirip Londra'nın en merkezi yerine ulaşmalarını sağlamak oldukça zorlayıcı olmuştu. Kimse kendinde olmadığı için iki kızın kim olduğuyla ilgilenmemişti, Luna bunu inanılmaz derecede tuhaf bulurken, işlerini zorlaştıran herhangi bir aksiliğin olmamasına da seviniyor denilebilirdi. Güvenlik için gelen seherbazlar bile kör kütük sarhoştu, veya farklı bir büyü yüzünden kendilerini kaybetmişlerdi.
Hermione ve Draco Malfoy'un Londra'nın merkezine geleceği haberini Luna'dan öğrenir öğrenmez yola çıkıp bir süre boyunca kokteyl alanına nasıl girebilecekleri üzerine kafa yormuşlar, en sonunda büyük ve ışıltılı bir tabelanın arkasına geçip yürümeye başlayan şık giyimli adamı takip etmiş ve uzun geçitten geçerek doğru yere adım attıklarını anlamışlardı. Fakat ne yazık ki Hermione'ye dair herhangi bir iz bulamamışlardı.
Herkes gittikten sonra kokteyl alanının önündeki eve girip beklemekten başka çareleri kalmamıştı. Evin içi fazlasıyla görkemli ve dışı kadar lüks olsa da sahibi ortalarda görünmüyordu. İşte bu daha da tuhaf, diye düşünmüştü Luna. Harry ve Ron görev dağılımı tamamlanır tamamlanmaz ormana girerken işin içinde sadece insanların olmadığını sezmek zor olmamıştı. Tehlikenin farkında olsalar da neyle karşı karşıya kaldığını bilmemek, bilmekten daha kötüydü onlar için.
Saliseler saniyeye, saniyeler de dakikalara dönüşürken Ron ve Harry'i beklemek iki kız için fazlasıyla merak verici bir deneyim olmuştu.
"Bu kadar geç kaldıklarına göre onları bulmuş olabilirler, Ginny. En azından ihtimaller dahilinde." Luna tedbir amaçlı elinde tuttuğu asası ile büyük ve boş yemek masasının üzerinde oturuyordu. Açık sarı saçları, aşağıdan toplu olsa da sol omzunun önünden beline dökülüyordu.
Ginny ise endişeli bakışlarını evin ormana dönük pencerelerine çevirdi ve sık çalıların birbirine karışıp ilerideki patikaya uzandığı görüntüyü seyretti bir süre. Bir saatten fazla süredir bekliyor olmaları pek iyiye işaret değildi fakat Luna'nın dedikleri de mantıklı duruyordu.
Aradan birkaç dakika geçmişti ki, patikaya çıkan çalıların aralandığını gördü Ginny. Önce herhangi birini fark edemediği için beyninin oyunu olduğunu düşündü fakat büyüyle aralanan çamların arasından çıkan tanıdık yüzler, hızla kapıya yürümesini sağladı.
"Geldiler! Sanırım durum düşündüğümden de kötü, Luna."
Sarışın kız her zaman olaylara pozitif bakmayı denese de, bu sefer işe yaramadığını sezmişti. Tahminlerinde yanılmamıştı, Hermione'yi bulmuş olmalıydılar fakat başlarına kötü bir şeyin geldiği kesindi. Konuşmaya gerek duymadan masadan indi ve Ginny ile beraber arkadaşlarının yanına koştular.
Ron, kucağında Hermione'yi taşıyordu. Dağılmış turuncu saçlarına ve kir içinde kalmış giysilerine bakılırsa bulunduğu durumdan hiç haz etmediği aşikardı. Hermione'nin çizikler içinde kalmış kollarını, siyahlığına rağmen kan izlerini belli eden elbisesi ve ellerini gördüğü zaman ağlayacak gibi olmuştu Ginny.
Arkadan yavaş yavaş gelen Harry'i gördüklerinde ise, vücutlarına ikinci bir şok dalgası yayıldı. Kolunu omzuna atarak taşıdığı baygın, hatta durumu Hermione'den kat ve kat daha kötü olan Draco Malfoy göğsüne ağır bir darbe almıştı.
Ginny,George'u Molly ve Arthur Weasley'i yalnız bırakmama bahanesiyle evde kalmaya zorladığı için doğru bir şey yaptığına kanaat getirdi. Fred'in yokluğunu atlatamamışken bir başkasının ağır yaralandığını görmek ona hiç iyi gelmezdi. Bu kişi Draco Malfoy olsa bile.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
THE CHOSEN ONE | dramione
Fanfiction"Biliyor musun," dedi Draco, başını eğip yüzünü Hermione'nin omzuna saklarken. Sesi cümlenin sonuna doğru boğuklaşmıştı. "Çok güzelsin. Yemin ederim ki öylesin." - Altın üçlünün gözdesi Harry Potter'ın seçilmiş kişi olmadığını fark etmeleri Hogwarts...