Yorgunum

230 2 7
                                        


Çok yorgundu. Bu kadar kısa bir sürede nasıl bu kadar fazla yorulabiliyordu? Nasıl bu kadar dirençsiz olabiliyordu? Birbirinden zorlu yolları aşıp istediği hayatı elde etmek onun hiç kolay olmamıştı oysa.Peki onu bu çıkmaza sokan şey neydi ki?

Sabah olmuştu ve gözlerinde bir gram bile uyku yoktu. Turuncuya çalan kahverengi gözleri artık bir duman gibi sisliydi. Tek yaptığı ise yataktan çıkmayıp karşı duvara bakmaktı. Oysa o anlamsız bakışlarının ardında olan bitenlerle ilgili o kadar çok düşünüyordu ki. Düşünmekten artık kafayı sıyıracaktı. 2 gündür işe de gitmiyordu. Sanki diğer günler eksiksiz gidiyormuşcasına...

Artık Bayan Esin'in sabrı kalmamıştı. Sürekli gereksiz yere işe gelmemeler artmıştı. Son 2 gündür de ortalıkta yoktu. Öğrenciler 2 gündür öğretmensizdi. Ya ailelerin bu aksaklıktan haberi olsaydı. Ya hepsi paralarını geri istemek için kapıya dayansaydı. Bu onun için korku dolu olurdu. Hemen telefona sarıldı ve o sürekli çevirmekten ezberlediği numarayı girdi.

Gözlerindeki sis bir türlü dağılmıyordu. Bir türlü bu düşüncelerden aklını başından alamıyordu. Ve bir anda telefonun sesi ile irkildi:

-Alo?

-Kovuldunuz Simge Hanım. Paranızı istediğiniz zaman gelip alabilirsiniz. İyi günler. Dedi ve kapattı Bayan Esin. Bir tek bu eksikti zaten onun için. Bir tek bu eksikti.

Yatağında doğruldu. İki elinin arasına başını koydu. Acıkmıştı fakat iştahı da kaçmıştı. Yataktan kalktı fakat oda o kadar soğuk geliyordu ki ona. Yatağından çıkmak istemiyordu işte. Karnı ağrıyordu, başı ağrıyordu ve kalbi acıyordu. Elleri titriyordu, kanı çekilmişti. Türkiye'ye dönme gibi bir niyeti yoktu. Dönerse kendini daha kötü hissederdi, biliyordu çünkü. Ne yapıp ne edip kalktı yerinden. Odasından çıktı. Salondan geçerken duvarlara tutundu. Bilgisayarın kapağını açık görünce kapatmak için bilgisayarın yanına gitti. Bilgisayarın ekranı kapalıydı. Kapalı olup olmadığından emin olmak için klavyeden gelişi güzel bir tuşa bastı ve bıraktığı ekranın açılması bir oldu. Ekranda sevdiği adamın evlilik fotoğrafından başka bir şey yoktu.

Simge bu fotoğrafı görür görmez bilgisayarın kapağını büyük bir hızla kapattı ve hemen mutfağa yönlendirdi kendini. Buzdolabının kapağını açtı. Yemeye layık hiçbir şey yoktu dolapta. Annesinin bir kaç ay önce yolladığı mısır dikkatini çekti. Paketi eline aldı. Bunu yiyebileceğini düşündü. Paketi açtı, bir tavaya azıcık boşalttı. Derin bir nefes alıp paketi yerine koydu. Tavaya biraz yağ ekleyip kapağını kapattı ve o sırada telefonu çaldı. Hemen odasına koştu. Arayan annesiydi.

Saçını başını düzeltti ve kocaman gülümsedi. Ses tonundan annesinin bir şeyler olduğundan şüpheleneceğini biliyordu çünkü:

-Alo! Nasılsın anne?

-İyiyim kızım sen nasılsın?

-Ben de iyiyim.

-Evde misin? İşe gitmedin mi yoksa?

-İşten izin aldım.

-Anladım. Bir hafta sonraya bilet aldım.

-Neee?

-Ne oldu? Sevinmedin mi?

-Hayır. Yani evet. Sevindim. Ama benim sürprizim vardı. Türkiye'yi özlemiştim. Yani bence şey yapmana gerek yok. Hani gelmene.

-Hıı anladım. Peki o zaman ben sürprizi yani boşver tamam kızım. Tamam görüşürüz. Dikkat et. Kendine iyi bak.

-Tamam anne görüşürüz. Dedi içeriden bir sürü patlama sesi geliyordu.

-Eyvah!!! Mısırlar!!!!

Dedi ve hemen mutfağa koştu. Mısırlar patlamıştı sonunda ve az kalsın yanacaktılar.  Hemen ocağın altını kapattı. Tabağa koydu ve ve yiyerek odaya geldi. Nereden başlamalıydı? Nereden?

Taşınmaya karar vermişti. Bir anda. İlk yaptıklarından biricisi ise şöyle oldu:

-Türkiye Bekle Beni Ben Geliyorum. yazdı kocaman kocaman tam Facebook'un ortasına. Daha sonra telefonu bir köşeye koydu. Televizyonun karşısında oturdu. Boş boş kapalı televizyona ve televizyon ünitesine baktı. Elindeki tabağı kahve masasına koydu. Televizyon ünitesinin çekmecelerini açtı. Çok dağınıktı. Bir sürü fotoğraf ıvır zıvır her şey vardı. Ufladı pufladı. Bir şeyleri toplamak onun için çok zordu çünkü...

YolcuHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin