ÖZEL BÖLÜM
Yanağımda hissettiğim hafif bir ıslaklık ile, gözlerimi zorla açtım. Göz kapaklarımın birbirine yapıştığına neredeyse yemin edebilirdim. Gün ışığı gözlerimle buluştuğunda, burnumu kırıştırarak, gözlerimi yeniden kapadım.
"Saat kaç?"
Gözlerimi açmadan esneyerek, yatakta doğruldum. Güneşin yaydığı ışıkları gözlerim ile tekrardan buluşup bana o hafif yanma hissini vermesini istemedim.
"10, Yiğit uyandı ama ahu hala uyuyor."
Kaşlarımı çattım ve gözlerimi sonunda açtım.
Yatağın diğer uçunda duran adamın,kocamın, bana sabah uyandığımda ki halimi bile aşkla seyretmesini, bir mucizeyi izliyormuş gibi izledim.
"Leyla nerde?"
Gözlerinin hınzırca parlaması ile, yamuk gülüşünü sergiledi dudaklarına. Biliyordu, bu şekilde bana baktığında ona karşı zaafım olduğunu.
Pislik!
"Arkadaşı ile kahvaltıya gitti."
Yatağın üzerine çıkıp, ellerini saçlarının arasından geçirerek, başlığa yaslanan bana doğru, dizlerinin üzerinde yanaşmaya başladı.
Yine aynısını yapıyordu! Ve ben, ona yine kanacaktım! Lanet olsun!
"Sakın! Yaklaşma! Kahvaltıyı hazırlamam gerekiyor."
Erkeksi bir kıkırdama döküldü, etrafını yeniden çıkmaya başlamış sakalları ile çevrili olan dolgun dudaklarından. Mühürlenmiş gibi, bir kaç saniye boyunca dudaklarını izledim.
Tanrım çok yakışıklıydı.
"Tamam, ben sana yardım ederim. Sorun yok, zamanımız var."
Transtan çıkmış gibi kendime geldiğimde, tıpkı bir kaleyi feth eden bir kral gibi zafer sırıtışını çoktan gözlerimin önüne sermişti.
Ona karşı gelemeyeceğimi biliyordu.
"Olmaz! Yiğit uyanık."
Son çırpınışlarını veren bir balık gibi, kendimi ondan uzak tutmaya çalışıyordum. Çünkü, başladığımız zaman kolay bir şekilde durmayacağımızın farkındaydım.
"Odasında, ona bir sandviç yaptım, onu yiyor ve bilgisayar oyununu oynamasına izin verdim. Yiğiti dert etmene gerek yok bebeğim."
"Seni hain!"
Çabalarının sonunda yine de suyun yetersiz olmasının yüzünden ölen bir balık gibi, çırpınışlarım boşa gitmişti.
Güldü, ve dünya benim için dönmeyi bıraktı. Zamanım durdu, akışını kaybedip sadece ela gözlerine odaklandım. Dışarıda yağan yağmur hava da asılı kaldı, açmaya başlamış bir çiçeğin son yaprağı açmayı bıraktı, insanlar oldukları yerde kaldı ve sesleri havada uçuşup gökyüzüne çıkarak, buhar oldu.
Dudaklarını dudaklarımın üzerinde hissetmem ile, dünya yeniden dönmeye, yağmur tekrardan yağmaya, çiçeğin son yaprağı açılmaya, insanlar işlerine devam ettmeye başladı.
Bu adamın üzerimde ki etkisi buydu. Bir kaç saniyeliğine olsa bile, bana bu dünyayı unutturuyordu.
"Anne! Babam neden senin üzerinde senin yüzünü yalıyor?"
Çok güzel bir soru canım kızım. Çok güzel.
Berkayı hızlı bir şekilde üzerimden itip, yatağa çıkmış bize meraklı gözler ile bakan, dört yaşında olan kızımı kollarımın arasına aldım.
Yakalanmış olmanın verdiği suçlulukla yanaklarımın kızardığını hissedip, vücudumu ısınmasına tanık oldum.
Aklıma hiçbir yalanın gelmemesi ile, okları Berkay'a doğru attım. Madem o başlamıştı, o zaman bu soruya da yanıtı o bulmalıydı.
"Bilmiyorum bebeğim, babaya soralım mı?"
Hain gülüşümü Berkay'a sergiledim, şimdi ne yapacaktı?
Ufak başını sallayıp, berkaya yöneltti babasından aldığı ela gözlerini.
"Baba, neden annemin yüzünü yalıyordun?"
Yardım istercesine bana baktığında omuzlarımı silktim. Ben ona demiştim, yapmayalım diye, değil mi?
Nasıl açıklayacaktı şimdi acaba?
Merakla ağzından çıkan kelimelerin duyulmasını bekledim.
"Şimdi kızım," öksürüp bakışlarını tekrardan bana çevirdiğinde kucağımda oturan ahu ile sırıtıyordum,"hani annen ile ben birbirimizi seviyoruz ya?"
"Hıhı." Başını tekrardan sallayıp, ellerini çenesini birleştirerek, babasını pür dikkat dinlemeye koyuldu.
"İşte birbirini seven insanlar öyle tuhaf şeyler yaparlar, canım kızım benim."
Ahunun minik ağzından çıkan kısa kahkahası ile gözlerimin parladığına emindim.
Çok güzeldi, o benim mucizemdi.
"O zaman bende efkanın yüzünü yalayabilirim! Yaşasın!"
Sevinç nidalarını Duyduğum an, dudaklarımda büyük ve sesli bir kahkaha koptu. Yatağının üstünde zıplayarak dans eden ahuyu izleyen berkay pek hoşnut durmuyordu.
"Ne hayır!"
Yüksek ses ile ve kızgınca söylediği cümleler yüzünden ahu kucağıma sinmiş babasına alttan bakışlar gönderiyordu. Berkay'a kızgın gözlerimi dikip ahunun başını okşadım.
"Ama neden?"
Ahunun ağlamaklı sesini duyduğumda, ister istemez dudaklarımı hafif bir tebessüm kapladı. Dört yaşındaydı fakat Minanın oğlu efkana aşık olmuştu. Efkan, Ahu'dan iki yaş büyük Yiğit'ten iki yaş küçüktü.
"Çünkü sadece evli olan insanlar yapabilir onu!"
Berkay'ın hala kızgın çıkan sesini duyduğumda, Yiğit'in çoktan odaya gelmiş olduğunu ve bizlere anlamsız bakışlarını yolladığını gördüğümde, onu Berkayın küçük bir kopyasına olduğuna bir kez daha şahit oldum.
"Baba endişelenme, efkan bu sümüklüye bakmaz."
Ahunun bir çığlık koparıp ağladığında, onu kucağımda kaldırıp, yataktan indim.
"Yiğit! Kardeşine iyi davran!"
Kızgın çıkan sesim yiğite ulaştığında, bana suçsuz bakışlarını yolladı. Bu bakışlara kanmayacaktım. Kaşlarım çattık bir şekilde yatak odasından çıkıp, kucağımda ağlayan ahu ile mutfağa girdim.
Tanrım, bu aileye sahip olduğum için çok mutlu ve şanslıydım. Teşekkür ederim tanrım.
Merhabalar, biliyorsunuz ki aslında ikinci bir özel bölüm yazmayacaktım fakat, çoğunuzun istediği gibi berkayın ölmediği bir bölüm yazdım. Çok uzun bir zaman geçti , berkaya, hiraya ve diğer karakterlere ben veda edeli çok oldu. O yüzden yazmakta bir hayli zorlandım, elimden gelen bu kadar.
Ama yoğun isteğiniz üzere, bir kaç gün düşünüp, sonunda yazmakta karar kıldım.
Umarım beğenmişsinizdir.
Yorumlarınızı bekliyorum!
Sevgilerle,
-Deannie
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Değişim
Teen Fiction'Her ne kadar oyunun küçük bir intikam gibi gözüksede, içi çok daha karışık ve çok daha büyük bir şey Yüce. Bu yolda kimseye güvenme, babana bile. Bu şekil düşün; bu yol karanlık, gece gibi ama her gece gibi bunun da bir sonu var. Güneş doğduğunda...
