-2-

6.9K 266 56
                                        

Merhaba benim sevgi böceklerim =)
Haziran da gelcekti ama baktım her şey oldukça iyi ayrıca yorumlara bayıldım. Hepinize çok teşkkür ederim umarım yorumlar ve vote'lar azalmaz =)

Dıp! Dıp! Dıp! Dıp!

Derin bir nefes al. Hiçbir şey kaybolmuş sayılmaz. Hala var olansın. Hala hislerin var ve bir akla sahipsin. Her şeyi hatırlaya bilen bir beynin var. Tanrı’ya şükür arabanın ön camından uçup gitmedi bu beyin. Hala kalp atışlarımı duyabiliyorum. Ağzım ve burnumu kaplayan bir şey var. Ne olduğunu çözemediğim. Gözlerim kapalı. Hiçbir şey görmüyorum, siyahlık bile. Sadece olanlar zihnime doluyor. O koca kamyonun çarpışından başlıyor yavaşça geri sarıyor. Kavgamız. Harry’nin inatçılığı. Kalbimde hatırladıkça bir şeyler eksiliyor. Göğüsüm titremeye başlıyor sanki duygular bir canavara dönüşecek ve beni öldürüp dışarı çıkacak. Bir martı misali yalnızım ve uçuyorum. Hem özgürüm hem de değilim. Tanrı bana gökyüzünü vermiş ama gökyüzünden başka hiçbir yere gidemiyorum. Zihnim hala karanlık.

Dıp! Dıp! Dıp! Dıp!

Göğüsüm kabardı. Gözlerimin açılma zamanı geldi ve renkler artık seçildi. Alt çenem titredi bir süre. Bir süre boş tavana baktım. Nerede olduğum başıma gelenleri biliyordum. Odada yalnız olduğumu düşünmüştüm ama görüşüm keskinlik kazandığında çaprazımdaki sandalyede uyuyan Nora’yı fark ettim. Ağzımdaki bana nefes almam da yardımcı olan şeyi çıkardım. Sesimi bulabilir miydim bilmiyordum ama konuşmayı denedim. Sesim beklediğimden daha güçlü çıktı ama en az beş kere “Nora!” demek zorunda kaldım.

Sonunda parlak gözlerini açtığında ona uzunca baktım çünkü oda bana baktı sonra ayağı kalktı ve yanıma geldi. O hala soğukkanlı bir domuz!
“Günaydın.” Dedi yavaşça sadece bu kadar mıydı? Ölsem umurlarında olmazdı.
“Ölmemiş olmana sevindim umarım bir daha böyle bir kaza geçirmezsin.” Diye dalga geçtim onla.

Elimi tuttu ki bunu gerçekten beklemezdim.”Seni seviyorum.” Dedi gözleri doldu ve ben o zaman onun hakkında düşündüklerimden vicdan azabı çektim.
Ona gülümsemeye çalıştım.”İyiyim ben.”
“Harry kahve almaya gitti dışarıdadır, onu çağra-“
Elini sıkıca tuttum. “O-ona bişey oldu mu?”
Başını salladı. “Başını sardılar ama pek önemli bişey yokmuş, onun dışında iyi.2 günde kendini toparladı.”
 “Ne zamandır uyuyorum?”
“3 gün oluyor.” Derin bir nefes aldı. Onun elini bıraktım. O kapıya doğru yürüdü.

Acaba nasıl görünüyordu? Ne düşünüyordu? Sonuç olarak evliliğimizin ilk günlerinde gözlerimi hastanede açmıştım. Arabayı o kullanıyordu ve kaza yapmıştık. Her şey çok karışıktı. Nasıl tepki vereceğini bile bilemiyordum. İçimde bir şeyler kırılıp dökülmüştü ama hatırlayamadığım bir şeydi. İçeri ilk doktor girdi. Bana birkaç soru sordu ve nefes almama yardımcı olan şeyi çıkardılar. Birkaç gün daha burada kalacağımı söylediler. Aslında buradan koşarak kaçabilirdim ama sadece onaylamakla yetindim. Kendimi yorgun hissediyordum.

Kamyon arabanın ben olan tarafına çarpmıştı. Kemeri taktığım için şanlıydım ama başıma büyük bir darbe almıştım ve bacaklarıma doğru bir ağrı vardı. Doktor çıktıktan sonra ağrı olan bölgelerimde parmaklarımı gezdirdim. Karnımın üstünde gezen parmaklarıma gülümsedim. Hala ben olan bir mercimeğim vardı. O beni hiç bırakmazdı ki.

Harry’nin kafası yarık değildi şişmişti ve her türlü testi yapılmıştı. Kafasını bezle sarmışlardı. İçeri girer girmez. Beni öptü. Bende ona karşılık verdim.
“İyisin değil mi?”
Başımı salladım. “En azından yarık bir kafam yok.”
Güldü. “Kesinlikle iyisin.”
Yanımdaki sandalyeye oturdu.

“Kendini nasıl hissediyorsun?”
“İyi.” Tek kelimenin yetmediğini anlamış olacak ki gözlerini bana dikti. Yutkundum.”Ama bir yerlerde boşluk var dolduramadığım. Hafıza kaybım-“
“Ella.” Diye sözümü kesti.”Sana bir şey söyleyeceğim ama üzülmeni pek gerektirecek bir şey değil. Olmasa da olur-“
“Ne diyorsun?” diye sadede gelmesini belirttim.
“Yani çok istediğini de düşünmemiştim aslında sırf ben sen istiyorsun diye kabullendim.”

Yatakta doğruldum. Ne demek istediğini anlamıyordum ya da anlamak istemiyordum. Yeşil gözleri dolu doluydu. Bahsettikleri ile hisleri aynı değildi.
“Sus.” Dedim yavaşça “Yalan söyleme öyle hissetmediğini biliyorum.”
Başını iki yana sallarken gözaltlarını sildi. “Ella mercimeğin öldü.”

Beni neyin yaraladığını anlamadım. Mercimeğin kelimesi mi, ki onu ben tek başıma yapmadım ama ondan böyle bahsedeceğini bilseydim tek başıma yapmayı tercih ederdim, yoksa öldü kelimesi mi? Doğmamış bir şey nasıl ölebilirdi ki? Onu henüz yeni hissetmiştim. Yeniden benimsemiştim. Alt çenem titredi.

“N-ne diyorsun sen?”
“Ben üzülmedim. Sen istedin diye istiyordum. Hazır bile değildim.”
“Ondan nasıl böyle bahsedersin hem de, hem de o gitmişken…Tanrım!”

Ne olduğunu ne düşündüğümü bilmiyordum. Gitmişti. Boşluk buydu. Daha demin okşadığım karnımın içinde yoktu. Benim olan şey yoktu. Bizim olan şey benimdi. Tek benim. O-onu sevmemişti. Gitmişti. Onun arabasının içinde, bebeğim gitmişti. Benim olan şey. Onunla yaptığım benim olan şey.

Bir çığlık koptu. Sonradan o çığlığın benden geldiğini anladım. Ah! Tanrım! Ne günah işlemiştim? B-ben onu çok sevmiştim.

Alt çenem kendinden habersiz titriyordu. Gözlerim dolmuştu ama dökülmüyordu gözyaşlarım.

“O-o ölemez. Doğmayan bişey nasıl ölür?”

Ne yapacağını bilmez bir şekilde ayakta durmuş bana bakıyordu. Gözlerindeki telaş gözle görülüyordu.
“Bana onu sevdiğini söylemiştin.” Diye bağırdım daha demin konuşmaya bile halim yoktu halbuki.
Başını iki yana salladı. “Sevdiğim tek şey sensin.”
İlk kez beni sevdiğinde bu kulağa hiç hoş gelmedi ve ben ondan nefret ettim. Titrerken bana sarıldı. Kendimde olsaydım buna asla izin vermezdim. Ah! Ne oluyordu? Onu hissettiğimi nasıl oldu da sana bilmiştim? Tanrım! Tanrım! Tanrım! Yardım et.
“Üzülme.” Diye fısıldadı kulağıma “Çok istiyorsan bir tane daha yapabiliriz.”
Ve ben kendime geldim. Onu ittim. Arkasındaki sandalyeye çarptı ve sandalye yere düştü.

“Sen kimsin? Benim evlendiğim adam olamazsın. Burada bana bebeğim ölmüşken bir tane daha yaparız diyen adam olamazsın! Ne biliyor musun? Bir tane daha yapacaksam bu sefer senden olmayacak! Seni lanet herif. Siktir git buradan.”
“Ella.” Diye fısıldadı bana doğru adımlarken onu reddettim.
“Ne biliyor musun? Bir vicdanın var mı bilmiyorum ama benim… Benim bebeğim senin lanet araba sürüşün yüzünden öldü. Kör olmasaydın. Şuan o karnımda olacaktı!”

Yüzü donuklaştı ve ben bir ara onun içine biri girdiğini düşündüm. Bu benim sevgilim olamazdı. Bambaşka biriydi. Onun hasta olduğunu biliyordum ama bu çok fazlaydı. Üzüntüsünü ve üzüntümü onu sevmediğini söyleyerek geçiremezdi. Hıçkırdım ve o an gözyaşları şelale misali aktı. Nasıl bu hale gelebilmiştik? Lanet ettim. Her şeyden nefret ettim. O ise beni yaralamaktan vazgeçmedi.

“Seni seviyorum.” Diye fısıldadı ve arkasını dönüp odadan çıktı bense arkasından bağırdım “Lütfen artık beni sevme! Çünkü ben artık seni sevmiyorum.”

***

Boşluk birkaç gün daha devam etti. Ağrılarım olduğu için doktorlar biraz daha hastanede kalmam gerektiğini söyledi. Nora hariç kimseyle görüşmedim. O boşluğu hissetmek bana acı veriyordu ve bu bir şekilde beni rahatlatıyordu. En azından şizofren olmadığımı biliyordum artık orada bir canlı vardı ve şimdi yoktu. Acısını hala hissediyordum hem duygusal hem de fiziksel olarak. Genelde susuyordum ve saçma belgeseller izliyordum. İyi bir odam vardı. Buzdolabından, televizyonuna kadar vardı. Nora geceleri kabus gördüğüm için yanımda kalıyordu. Odada fazladan yatak olduğu için şanslıydı.
Doktorum psikiyatrı bölümünden randevu almamı söyleyip duruyor ama ilk ben bu konuyu içimde yenmek istiyordum.
Harry o gündün sonra birkaç kez daha gelmişti. Tabi Nora tarafından kovuldu her seferinde. Ona hala inanamıyordum. Halbuki o gece mercimekle konuşurken ne kadar da sahiciydi. Ben o zaman her şeyin düzeldiğini düşünmüştüm. Tamam demiştim işte her şey iyi olacak. Tabi beklediğim hiçbir şey olmadı. Sanki ölen bebeğimle birlikte birçok şeyde gitmiş gibi hissettim. Belki de Harry kafasını vurduğu için karakter bozukluğu yaşıyordu.

“Hala spor kanalı açmamakta ısrarcı mısın?” dedi Nora. Yanımda olduğu için şanslıydım. Ona kumandayı verdim ve kaplanların çiftleşme görüntülerini kapatmasını bekledim.
“Psikiyatriyi düşünmeni istiyorum.” Dedi kanal listesinde spor kanalı ararken.
“Deli olduğumu mu düşünüyorsun?”
“Herkes deli olabilir ama sen asla.”
Ona gülümsedim. Aslında bu konulara ters bir bakış açım yoktu ama insan bazı şeyleri kendi içinde parçalayıp, bölmeli ve tekrar yapıştırmalıydı.

“Harry gerçekten de o-onu sevmemiş olabilir mi?”
Nora gözlerini televizyondan çekti ve bana dikti. Ardından kumandadan televizyonu kapattı.
Omuz silkti “Bilirsin Harry pek de normal sayılmaz.”
Biraz duraksadı, doğru kelimeleri arıyordu ama bulamadı. Geri kalanında susmakla yetindi.
“Bana bir tane daha yapabileceğimiz söyledi ama bunu o kadar duygusuzca söyledi ki-ürperdim- bunları söyleyenin o olduğuna inanamadım”
“A-aslında sizi duydum, duyduk. Duygusuzca söylenmiş bol duygulu cümleler.”
Derin bir nefes aldım. Yorgana sarındım ve sıkıca sarıldım. Dudaklarımı ısırdım ve dolmuş gözlerimi parmaklarıma diktim.”Onun bizim bebeğimizi sevmediğine inanamıyorum. O doğsaydı, babası onu hiç sevmemiş olacaktı. O kim bilir nasıl üzülecekti. O bu yüzden gitti. Babasının sevmediği bir bebek.”
Nora derin bir nefes aldı. “Aslında ondan gittiğini düşünmüyorum öyle olsaydı bende giderdim. Biliyorsun ben babamı hiç tanımadım.” Sonra duraksadı bu konu hakkında nasıl konuşacağın bilmediğini biliyordum ama konuşmak istedim. Bir süre sonra devam etti “Aslında bunları bir psikologla ya da psikiyatrisle konuşsan çok daha iyi olur.”
 Başımı salladım ve akan gözyaşlarımı sildim. “Benim için randevu alır mısın?”
“Tabi ki.” Dedi ve biraz sonra odadan çıktı bense gözyaşlarımı bıraktım.


HARRY

Televizyondaki Amerikan Futbolunun mantığını çözmeye çalışıyordum. Kimin yendiği, neyi kaybettiğini hakkında bir fikrim yoktu. Sadece Louis’in bu fikrini kabul etmiştim. Lig miydi acaba?
Kendime gözlerimi devirdim ve gözlerim televizyonun yanındaki dolabın içindeki içkilere çarptı. İhtiyacım vardı. Belki ben sarhoş olurdum ve Ella beni ayıltmak için gelirdi sonra bana küfür ederdi ve o ince kollarının arasına alırdı. Beraber uyurduk.
“Ah!” dedim düşündüklerimle artık düşünmek istemiyordum. Bize birkaç sorunsuz ay yetmişti belki de bizim kaderimiz buydu.
“Ne oldu?” diye sordu Louis.
Başımı iki yana salladım. İçmeye ihtiyacım vardı ama doktor yasak vermişti sonra delirip orada burada bağırıyordum.  Gerçi artık bağırabileceğim birileri yoktu. Kimseyle görüşmek istemediğimi açıkça belli etmiştim. Louis tabi arsızlığını konuşturmuştu ve yine dibimde bitmişti.

“Aklım çıkacak ama o aklımdan çıkmıyor.”
Louis bana gözlerini devirdi. İlk kez sessiz durdu ve beni izledi.
“Beni affetmeyecek Louis.”
“Biliyorum ama bence Ella her zaman ki gibi seni affedecek.”

Ona gözlerimi devirdim. Cümle bile kuramıyordu. Ayağı kalktım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Kime soracağımı da bilmiyordum. Nora benle konuşmuyordu. Bana odadan çıktıktan sonra saldırmıştı. Kinney onu zor tutmayı başarmıştı. Sonra bende küçük bir bebek gibi ağlamıştım. Bu bana göre değildi. Odada çocukça davranmıştım. Bizim olan şeyi yerin dibine sokmuştum. Onu nasıl sevmediğime inanmıştı bilmiyordum ama inanmıştı işte. Bense onu paramparça etmekten çekinmemiştim. Canımın nasıl yandığını biliyor muydu? Geceleri onun “Benim bebeğim senin lanet araba sürüşün yüzünden öldü. Kör olmasaydın. Şuan o karnımda olacaktı” dediği anı binlerce kez yaşayıp uyanıyorum. Onu özledim tam üç gündür onu görmüyorum ve onun hakkında çok az bilgiye sahibim. Doktoru birkaç gün daha kalmasını istemiş ve onu bir psikologa yönlendirmiş. Onu bu hale getiren benim. Her şeyi bir kez daha mahvettim. Önümdeki duvara yumruk atmaktan çekinmedim. Louis’in “Harry.” Dediğini duydum.

“Louis onu çok özledim. Anlıyor musun? O benim sadece benim. Lanet olsun. Her şeyi mahvetmekten yoruldum.”
“Biliyorum.” Diye mırıldandı elini omzumda hissettim.
“Gidip onu göreceğim nasıl bir fikir olduğu umurumda değil.”


Hastaneye tek gitmekte ısrarcıydım ama Louis beni bıraktı. Hem böylesinin daha iyi olacağından bahsedip duruyordu. Ona kulak asmadım ve onayladım. Arabadan indiğimde hızla merdivenlerden çıktım ilk doktorunla konuşmayı düşünsem de dayanamayacaktım. Onu çok özlemiştim. Kapısının önüne geldiğim de durdum. Büyük ihtimal küfür ederdi ve beni kovardı diye düşünüyordum ama içeriden ağlama sesi geliyordu. Sonra konuştuğunu duydum. Ağlamaktan yorgun düşmüş bedeni sesinden belli oluyordu.

“Seni sevmekten nefret ediyorum.” Diyordu “Nefret ediyorum senden o kadar çok nefret ediyorum ki şuan yanımda olup söylediklerinin hepsinin yalan…” duraksadı ve ağlamaya devam etti “Sen yalan söylemezsin ki.”

Kalbim acıdı. Benden bahsettiğini biliyordum. Evet yalan söylemiştim. Tanrı şahidim olsun o bebeği o kadar çok istiyordum ki… Ama bu onu çok üzerdi. Bir daha böyle bişey olmayacağını bilse bir de. Arkamı döndüm karşılaşacak yüzüm yoktu. Arkamı dönmemle Nora ile karşılaştım. Beni izliyordu.

“Ne yapıyorsun burada?” diye tısladı.
Başımı iki yana salladım. “Onu merak ettim.” Yürüyüp yanından geçerken arkamdan adımladığını duydum “Harry o dediklerinde ciddi miydin?”
Başımı iki yana salladım “Bebeğimiz için her şeyden vazgeçerdim.” Diye fısıldadım.
Beni onayladı tam yürürken ona döndüm “Bunları bilmesin, buraya geldiğimi ve o diğer saçma şeyleri.”


Arabaya bindiğimde Louis beni izledi. “Ne oldu?” diye sorduğunda omuz silktim. Kalp kırıklığı beni yormuştu. Biz belki de birbirimiz için değildik. Biz bir evliliği bile yürütemezdik ki bunlar saçmalıktı. Her şeyine oluruna bırakmalıydım. Onu tabi ki de yalnız bırakmayacaktım ama yanında da olamazdım.
“Hiçbir şey.”
“Onu görmedin mi?”
Başımı iki yana salladım. “Sanırım hayatıma devam etmeliyim Tomlison. Yarın gidip şirketteki işlerimi geri alacağım.”

 BU ARADA KISA HİKAYEMİ -DESTİNA- OKUMAYI UNUTMAYIN =)
UMARIM YORUMLAR VE VOTELAR AYNI ŞEKİLDE DEVAM EDER.
KÜÇÜK BİR NOT: ÖNÜMÜZDEKİ BİRKAÇ BÖLÜM SIKILACAKSINIZ AMA DİĞER BÖLÜMLERDE OLDUKÇA EĞLENECEKSİNİZ

Çıldırtan Aşk 2-(Harry Styles)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin