Öfkeden yaratılan bir soy, kendilerini eğiterek öfkenin tutsağı olmaktan kaçınıyorlar lakin bu eğitimin bir bedeli vardır; soylarının sembolü olan kadehlerden sadece bir tanesi kırılsa dahi bir katil dünyaya gelecek ve kıran kişinin celladı olacaktı...
Aşağıdaki güzellik için Buket'e çok teşekkür ederim. O bölüm sana gelsin, kuzum. ♥
Hadi yorumları coşturalım! Her ne kadar içime sinmeyen bir olsa da sizin fikirleriniz daha önemli.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
4. Bölüm;
"Ruhun Ağır Çelişkisi."
Karanlık gökyüzü, gecenin üzerine siyah bir örtü misali serilmiş, yelkovan ile akrep apansız bir mücadelenin zaferini elde etme amacını güderken sessizlik ruhlarımızı mengene misali sımsıkı sarmalamıştı. Belki örtü üzerimizden kalkıp, ışığa kavuştuğumuzda umut da bizim için atmaya başlardı.
Belki kelimesi uçsuz bucaksız bir uçurum, bizler ise oradan aşağıya yuvarlanan birer çakıl taşlarıydık.
Gecenin karanlığına eşlik eden sessizlik, fazla gürültülüydü. Dudaklarımız mühürlenmiş, dişlerimize birer kilit vurulmuştu ve sadece yolculuğun üzerimizde bıraktığı mayhoşlukla beraber hızla geçen ağaçların gölgelerini seğire dalmıştım.
Bakışlarımı camdan çekmeden üzerimdeki hırkaya biraz daha sarıldım. "Sana neden güvenmem gerekiyor?" Kelimeler birer birer dudaklarımdan intihar ederken, sessizliğe bir kamçı vurdum.
Direksiyonda duran ellerinin boğumları cümlemle beraber beyazlarken göz ucuyla gördüğüm görüntüye tamamen döndüm. Gözlerimizin çakışmasıyla bu sefer onun dudaklarının arasında kelimeler intihar etti. "Çünkü buna mecbursun."
Boş bir gülümseme peydahlandı. "Yıllarca kendim baş edebildim, sana mecbur değilim. Olmam da."
"Biliyorum, Hera. Ama yeni sistemin kurallarını bilen benim." Yoldan çektiği bakışları saniyelerle yarışırken gözlerime çevirdi. Tekrardan yola dönerken konuşmasına devam etti. "Mecburiyet, savunma, yardımlaşma... Ne demek istiyorsan söyle ama benimlesin."
"Pardon?" Kinayeli sesim aramızdaki gerginliğin ipinde cambazlık yapmaya başladı. "Seninleyim? Biraz fazla hayalperest olabilir misin?"
Araba yavaşça bir kenarda dururken emniyet kemerini çıkartarak tamamen bana doğru döndü. "Senin aksine ben, sana ihtiyacım olduğunu kabullendim."
Kaşlarım anlamak istercesine havaya kalkarken bakışlarımdan binlerce soru işareti dökülüyordu. "Birbirinden alakasız cümleler kuruyorsun. Biraz açık olmaya ne dersin? Aksi taktirde düşmanım unvanına atanacaksın."
"Fazla açık sözlüsün. Sevdim bunu." derken gözlerimi devirmeden edemedim. "Bizim gibi kaçanları arıyorum. Eğer bizler bir topluluk oluşturursak soyumuzu dar ağacından kurtarabiliriz. O yüzden sana ve senin, bizim gibilere ihtiyacım var."
Kafamda dediklerini tartmaya çalışırken aslında ne demek istediğini anlamıştım lakin tam amacını çözememiştim. Aslına bakacak olursak nasıl bir plan kurduğunu bilmiyordum.