Öfkeden yaratılan bir soy, kendilerini eğiterek öfkenin tutsağı olmaktan kaçınıyorlar lakin bu eğitimin bir bedeli vardır; soylarının sembolü olan kadehlerden sadece bir tanesi kırılsa dahi bir katil dünyaya gelecek ve kıran kişinin celladı olacaktı...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Zehir.
Tüm hissettiklerim bir zehir gibi içime yayılıyor, yavaş yavaş beni yok etmeye çalışıyordu. Belki de bunu yapan hislerim değildi; bunu yapan yaşantılardı, kim bilir.
Damarlarımda akan kan, içinde bulundurduğu kan hücrelerinden daha fazlasıydı. Sanki bilinmeyen bir madde vücuduma girmişti ve usul usul beni himayesi altına alıyordu. Onun için savaşıyor, kendimi arka plana atarak yok oluyordum sanki.
Bütün bu hisler son zamanlarda o kadar yoğunlaşmıştı ki nefes dahi almak son derece zorlaşmıştı. Her şey yeterince zordu lakin böyle olması daha da zorlaştırıyordu. Hatta imkansızlığın ipinde cambazlık yapıyordum; düşersem bitecek, dik durursam bu acıya devam edecektim. Ve sorun şuydu ki ben pes edemeyecek kadar savaşçı, devam edemeyecek kadar yorgundum.
"Hera?"
Dalgın bakışlarım usulca karşımda oturan adama kaydı, tek kaşı havada siyah gözleri gözlerimi esir almıştı. Yavaşça yutkundum. Kaşlarım 'ne var' dercesine havaya kalktı.
"Bugün şu adamları toplamaya başlasak mı?" dedi, olağan sakinlikle. Kaşlarımın çatılmasına engel olamazken devam etti. "Malum yine ihanete uğradık."
Güldüm. Neşeden uzak ama son derece alay içeriyordu. "Alışsak iyi olur," diye mırıldandım. "Sanırım birçok kez başımıza gelecek."
Ağzının içinde homurdansa da takılmadım ve tabağımdaki zeytinlerden bir tanesini ağzıma atarak çiğnemeye başladım. Miran'ın kendi kendine söylenmesi bittiğinde sesini yükselterek konuştu. "Her neyse. Hazırlanda çıkalım."
Başımı salladım. "Duş almam lazım." derken çaydan bir yudum aldım. "Ayrıca akşam çıkmamız daha iyi olmaz mı?"
"Miran," dedim, bakışlarını üzerime çekmek için. Kafasını kaldırıp bana baktı. "Kapsülleri boşa harcamasak nasıl olur? Daha ciddi zamanlara harcamalıyız, gece dışarı çıkar ve dikkat çekmeden gidebiliriz. Zor değil."
Başını salladı. "Haklısın." Tekrardan başını sallarken aslında kafasından geçenleri onayladığını bilecek kadar tanıyordum artık. "O zaman akşam çıkıyoruz."
Arkamdan söylenmelerini kulak ardı ederek neredeyse koşar adımlarla banyoya girdim. Derin bir nefes alırken kapıyı ardımdan kilitledim ve duşa kabine girerek suyu açtım. Hızla üzerimdekileri çıkartarak ısınmakta olan suyun altına girdim. Soğuk su bütün hücrelerimi dinç tutarken derin bir nefes alıp verdim. Yavaş yavaş ısınan su ile beraber hazır ola geçen bütün hücrelerim de rahatlamaya başladı.