Öfkeden yaratılan bir soy, kendilerini eğiterek öfkenin tutsağı olmaktan kaçınıyorlar lakin bu eğitimin bir bedeli vardır; soylarının sembolü olan kadehlerden sadece bir tanesi kırılsa dahi bir katil dünyaya gelecek ve kıran kişinin celladı olacaktı...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
6. Bölüm
"Kırık Kadehler Mezarlığı"
Nefret, ağır bir yüktü.
Ruh bir kez yıkandı mı nefretin kokusuyla, arınmak mümkün değildi. Bir kez iz bıraktı mı bedende, kazınsa dâhi sonu yoktu. Çıkışı olmayan bir labirentten farksız, uzay boşluğu kadar sonsuz bir duygunun içerisinde hapsolan ruhların ceremesini bedenler çekiyordu.
Göz kapanlarım titreşerek açıldığında nerede olduğunun bilincinde olan ruhum, bedenimi uyarırken kendime zaman tanımadan atak yaparak yattığım toprağın üzerinden kalktım. Üç gün önce uyandığım mezarlığın tanıdık karamsar havası ciğerlerime dolarken üşüyen bedenime kollarımı sardım. Bakışlarım mezarlığı tararken diğer yandan da çıplak vücudumu saracak bir şeyler arıyordum.
Bir dalın kırılma sesi mezarlığı inletirken hızla kendimi az önce kalktığım mezarın içine atarak gözlerimi kapattım. Tüm dikkatimi kulaklarıma verirken, bana doğru yaklaşan adım seslerini sessizce dinledim.
Kırılan dal sesleriyle eş değerde hışırdayan yaprak sesleri son bulduğunda nefesimi tuttum. Sessizce olacakları beklemek ne kadar güvenliydi bilmiyorum ama kaçacak zamanım olmaması istemden de olsa beni buna itmişti. Düşünme gibi bir lüksüm yoktu. Şartların bana sunduğunu değerlendirmekten başka ne çarem ne de şansım vardı.
Dikkat çekmeden nefesimi verip tekrardan aldım. Göz kapaklarıma vuran güneş ışığına gölge düştüğünde istemsizce kasılsam da tuttuğum nefesim bana güven veriyordu.
Bir bedenden gelen sıcaklığı tam boğazımda hissetmemle beraber birisi tam şahdamarımın üstüne iki parmağını bastırarak nabzımı kontrol etti. Bu fırsatı kaçırmamak adını dizimi kırdım ve sertçe bana yaklaşan kişinin kafasına vurdum. Aniden gelen tepkiden ötürü afallamasıyla mezarın içinden çıkıp suratına sertçe yumruğu geçirdim
Yabancı beden sertçe geriye düşse de hâlâ ayıktı.
Gözüme kestirdiğim taşı alıp sertçe kafasına vurdum. Bedeni tamamen yere yığılırken vurduğum yerden akan kana baktım. Parmak uçlarıma bulaşan kanı toprağa silerken içim titredi. Birisinin kanı tekrardan ellerime bulaşmıştı. Usulca nefes alırken yerde yatan kişinin yüzündeki siyah maskeyi indirdim. Karşıma çıkan keskin yüz hatlarına sahip bir kadın, kapalı gözlerine rağmen o kadar güzel ve kusursuzdu ki istemsizce imrendim.
Başımı yavaşa iki yana sallayarak ceplerini karıştırmaya başladım. Pantolonunun kemerine taktığı halatı alarak el ve ayak bileklerini sıkı sıkıya bağladım. Ardından üzerinde duran pantolon ve ceketi alarak üzerime giyerken ondan çıkarttığım maskeyi de kendime taktım.
Bedenim sıcaklığa kavuştuğunda baş ucuna oturup kanayan yere tişörtünden yırttığım kumaşı bastırdım ve sessizce uyanması için beklemeye başladım.