Öfkeden yaratılan bir soy, kendilerini eğiterek öfkenin tutsağı olmaktan kaçınıyorlar lakin bu eğitimin bir bedeli vardır; soylarının sembolü olan kadehlerden sadece bir tanesi kırılsa dahi bir katil dünyaya gelecek ve kıran kişinin celladı olacaktı...
Upuzun bir bölümle sizlerleyim; ruhumu kavuran yorumlarınızı bırakmayı unutmayın. ♥
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Bölüm 13:
"Cehennem Çukuru"
Bir kar tanesi süzülerek yerdeki karların üzerine serilirken, büyük bir topluluk oluşturmaya devam ediyordu. Ahenkle süzülen her kar tanesi, denizin kıyısına konuyorlar ve onun sıcaklığına karşılık soğukluklarını gözler önüne seriyorlardı.
Gözümün önünden usulca geçen kar tanesini izledim. Tıpkı diğerleri gibi o da sırasını savarken, üzerine başka bir kar tanesi düştü ve ikisi yıllardır ayrı düşmüş iki aşık misali bir bütün oldular.
Yüzümde peydahlanan gülümsemeyle nefesimden dolayı buharlaşan camı silerek izlemeye devam ettim.
Gökyüzünden bir bir dökülen kar taneleri, o kadar iç rahatlatıcı bir hava bahşediyordu ki ruhuma; saatler öncesinde mahkûm olduğum duygularımı buza çevirmişti. Birbirine dokunmayan kar taneleri, yeryüzünde kavuşurlarken aslında bir nevi biz insanların hayatını da anımsatıyordu. Özlem duyduğumuz şeyleri en dibe ulaştığımızda elde ettiğimiz gibiydi.
Tam ensemde hissettiğim hareketlilikle gözlerim istemeden de olsa arkama doğru kaydı. Siyahlığın en ihtişamlı tonuna ev sahipliği yapan gözler, sersem adımları eşliğinde bana doğru geliyordu. İki büklüm oturduğum berjerden bacaklarımı sarkıtırken, bedenimi ona doğru döndürdüm.
Tek eliyle saçlarını dağıtırken, diğer eli gözünü ovuşturuyordu. "Ne zaman uyandın?" dedi, uyku mahmurluğu bir tonda.
Bakışlarım yelkovan ve akrebin yarışına kayarken derin bir nefes aldım. Zaman kavramını günler öncesinde kaybetmişken şu an bulmam oldukça zordu.
"Oluyor biraz." dedim, zaman kavramıyla aramın bozuk olmasından dolayı sayılara küsmüştüm.
Uykusu dağılmış gibi gözleri direkt gözlerime sabitlenirken, saniyeler önceki o sersemliği bir sis bulutu edasıyla odanın içerisine dağılmıştı. Sorgulayıcı bakışları altında ruhum iki büklüm oldu. Gözlerinden tenime değen yakıcı bir ateş, zamanın ruhumda açtığı çukurun içine doldu.
Cehennem çukuru, ruhumda yer edindi.
Sertçe yutkunarak bacaklarımı karnıma doğru çektim ve kollarımı bacaklarıma sardım. "İyiyim." dedim sakince.
Aslında nasıl olmam gerektiğini bilmiyordum. Yıllardır içinde büyüdüğüm soyun yabancısı olmaya başlamıştım ve bilinmezliklerin çoğalması canımı sıkıyordu.