Öfkeden yaratılan bir soy, kendilerini eğiterek öfkenin tutsağı olmaktan kaçınıyorlar lakin bu eğitimin bir bedeli vardır; soylarının sembolü olan kadehlerden sadece bir tanesi kırılsa dahi bir katil dünyaya gelecek ve kıran kişinin celladı olacaktı...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
7. Bölüm: "Kararların Yönetimi"
Sustuğum kelimeler, içimdeki çığlıktan ötürü başımdan aşağıya yıkılırken düşünce çukurumdan aşağıya yuvarlanarak derin bir yola mahkûm kaldılar.
Ve ben de peşlerinden o çukura atlayarak ruhen ilk intiharımı gerçekleştirdim.
Ölemediğim bir intihar.
Şimdi ise adımlarım toprak zemini döverken, atladığım o çukurdan çıkmak isteyen ruhum sağı solu tırmalayarak çırpınıyordu. Gök yarılmak istercesine haykırdığında hızla koşmamı umursamadan kafamı kaldırıp karanlık havaya baktım. O kadar gizemliydi ki, az önceki haykırış sadece bize yağmurun yağacağını anlatıyordu. Oysa gökyüzünün bize anlatmak istediği çok şey vardı.
Birbirini takip eden adımlarım, hemen önümde ilerleyen bedenin peşinden koşuyordu. Aslında nereye gideceğimizi bilmiyor yine de bulma umuduğunun içimize serpiştirdiği tohumlar iyi düşünceler ürütmemize sebep veriyordu.
Hızla alıp verdiğim nefesim artık dudaklarımı yakarken omzumun üstünden arkama baktım. Yaptığım en büyük hata olduğunu ayaklarımın birbirine takılmasıyla anlamıştım.
Sendeleyerek önümdeki bedene tutunmamla düşmekten son anda kurtuldum. İkimizde durduk.
Miran dirseğimden tutarak dengemi sağladı. "Duramayız, Hera. Hadi."
Başımı sallayarak onu onayladım. O kadar yorulmuştum ki, dudaklarımı aralayıp birkaç kelime etmek zor gelmişti. Yeniden koşmaya başlarken dikkatimi hedefe odaklamak için direkt ileriye bakıyordum.
Gök bir kez daha gürlerken ona eşlik eden bir vızıltı sesi ile tüylerim diken diken oldu. Vızıltının asıl sahibi olan ok, ilerimizdeki ağacın gövdesine saplandı. Neredeyse duraksayacaktım lâkin Miran kolumdan tutarak beni de peşinde sürükleyerek daha da hızlı koşmaya başladı.
Kulaklarımda çınlayan bir ses ile başım döndü. Yayın çekilme sesi sanki dibimdeymiş gibi işittim ve aniden fırlayarak hedefine saplandı.
Miran acıyla haykırdı. Dudaklarım şok içinde aralanırken bu sefer ben öne geçerek koşmaya başladım. Elim, hemen arkamdaki adamın elini kavramış koşmasına yardımcı oluyordum.
O an ağaçların arasındaki lacivert arabayı gördüm. Miran'ı daha da kuvvetle çekiştirerek cebimdeki anahtarı diğer elimle kavradım. Hiç düşünmeden şoför koltuğuna geçerken Miran da acısına rağmen kendisini arka koltuğa attı.
Anahtarı kontağa geçirdiğim gibi çevirdim ve otomatik olmasının verdiği rahatlıkla gazı kökledim. Aslan misali atlayan aracı son sürat kullanırken dikiz aynasından Miran'a bakıyordum. Omzunun dört parmak altına saplanan ok yüzünden aşırı derecede kanaması vardı.
Peşimizden kimsenin gelmediğinden emin olduğumda boş bir ara sokağa girerek durdum. İki koltuğun arasından girerek Miran'ın yanına geçtim. Siyah gözleri, sarı irislerimi bulurken acıyla yüzünü buruşturdu.