Öfkeden yaratılan bir soy, kendilerini eğiterek öfkenin tutsağı olmaktan kaçınıyorlar lakin bu eğitimin bir bedeli vardır; soylarının sembolü olan kadehlerden sadece bir tanesi kırılsa dahi bir katil dünyaya gelecek ve kıran kişinin celladı olacaktı...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Haşin bir serinlik boy gösterirken titreyen bedenime kollarımı doladım. Rüzgâr narin bir şekilde saçlarıma dokunarak hareketlendirirken, tenime dokunmasından ötürü diken diken olan tüylerim ile beraber titredim.
Derin bir nefes aldım. Bakışlarım aceleci bir tavırla etrafta fink atarken gecenin karanlığına rağmen bembeyaz duran yer, her adımımda hışırdayan karın huzursuz sesiyle bana eşlik ediyordu.
Ufak bir kar tanesi gözlerimin önünden geçip burnuma kondu. İşaret ve orta parmağımın tersiyle tenimde bıraktığı izi silerken adımlarım olduğu yere çakıldı. Durmamla beraber etraftaki bütün sesler sonsuz bir sükûnete kavuşurken istemsizce nefesimi tuttum.
Gözlerim usulca kısıldı. İki ayağım hazır ol da bekleyen bir asker misali dip dibe dururken, kollarım bedenime sarılıydı. Sıcak nefesim artık dışardaki havaya meydan okumaktan vazgeçerek ciğerlerime hapis olmuşken tüm duyularım dikkat kesilmişti.
Soğuktan ötürü titreyen bacağıma eşlik eden hızlı kalp atışlarım, ileride duyduğum adım sesiyle iyice hızlandı.
Bakışlarım seri bir şekilde sesin geldiği tarafa dönmesiyle az önceki sesin bir benzerine çıkartmamla bir küfür savurdum.
"Seni görüyorum, Kırmızı."
Ses uzaktan geliyordu ama ensemde hissettiğim nefes, konuşan kişinin hemen arkamda olduğunu düşündürüyordu. Titrek bir nefes alarak omzumun üstünden arkama baktım. Karanlık gökyüzüne uzanan ağaçlar sıra sıra dizilmiş sonsuzluğa karışıyordu.
"Ama sen beni göremezsin."
Aynı ses bir kez daha karlı ormanda yankılandı. İrice açılmış gözlerimle beraber etrafımda iki üç tur döndüm lâkin yine hüsranla sonuçlanan çabamla beraber bir ağacın gövdesine sığınmakla son buldu.
İki elimi de yasladığım ağacın buz tutmuş gövdesinin soğukluğu avuç içlerimden vücuduma işlerken bir kez daha titredim. Soğukluğun naif duygusu beni sararken alnımı da aynı avuçlarım gibi ağaca yaslayarak derin bir nefes alıp verdim.
Tane tane yağan karın yumuşak havası yavaştan etrafı ele geçirirken saniyeler öncesine oranla daha rahat bir şekilde durabiliyordum.
"Korkuyor musun, Kırmızı?"
Sesin yine duymamla beraber sıçrayarak ağaçtan ayrıldım. Sesin desibeline göre titreyen ağaca göz ucuyla dâhi bakmadan ondan uzaklaştım.
Derin bir nefes aldım. "Sen kimsin?" diye soludum, ortaya doğru.
Bir kahkaha sesi ormanı inletirken titreyen yerden dolayı dengemi kaybettim. Tam düşeceğim sırada elime gelen şeye tutunarak dengemi sağladım. Bakışlarım usulca destek aldığım şeye dönerken sebebini çözemediğim bir şekilde kalp atışlarım hızlanmıştı.