Kai'yle birlikte mağazaların vitrinine bakıyorduk. Aslında o pek bakmıyordu. Bunun sonucunda da benden o ölümcül bakışları yiyordu. Sanki ben dedim alışverişe çıkalım diye.
En sonunda rastgele bir mağazayı işaret edip "Şu mağazaya bakalım mı?" diye sordum. Başını sallamakla yetindi.
İçeri girdiğimizde kıyafetlere bakmaya başladık. Kai yanımda duruyor, benim baktıklarıma bakıyordu. Bazen hoşuna giden bir şey olursa eline alıp bakıyordu ancak hemen sonra geri bırakıyordu.
Kai ile yapılmayacaklar listesine alışverişi de ekleyerek kıyafetleri incelemeye devam ettim. Bir çift kıyafeti bulduğumda erkek için olanı Kai'ye uzattığımda bana şaşkın şaşkın baktı.
"Dur bu olmaz." dedim olumsuz bir şekilde başımı sallayarak. Çocuğun elinden kıyafeti kaptım ve yerine koydum.
Bir süre daha kıyafetlere bakarken gözüm fiyatlarına takıldı. Oha. Kore'de o kadar parası olan var mıydı?! Kai'yi şimdi anlıyordum işte. Kai'nin elini tuttum ve "Dışarı çıkalım mı?" dedim. O değilde... ben... Kai'nin... elini tuttum?
Hiç heyecanlanmadım. Cidden. Neden yanaklarım kızarsın ki?
Çıkışa giderken bir aynanın yanından geçtik. Aynadaki görüntüme bakmayı istemesemde baktım. Gerçekten kızarmıştım! Bu sıcak havada hasta mı oluyordum? Var bende o şans.
Kendime bir tane geçirme isteğimi unutmaya çalışarak Kai'ye normal bir şeymiş gibi gülümsedim. Elini hala tuttuğumu fark ettiğim gibi elini bıraktım.
Yürürken şapka satan bir dükkan ilgimizi çekince girdik. Şapkalara göz atarken bir derbi şapkası görünce duraksadım. Kafama takıp Kai'ye döndüm.
"Nasıl olmuş?" dedim tatlı bir gülümsemeyle.
Kahkaha atmaya başladığında yüzüm düştü. "Ah, bu biraz... şöyle..." Gülümseyerek kafamdaki şapkayı düzeltmeye başladı. Gülmekten resmen yerlere yattığında düzeltmek için değil, daha komik olayım diye yaptığını anladım.
Gülümsediğinde şu köşede duran, üzerinde gülümseyen bir canavarın olduğu şapkanın tatlı versiyonu oluyordu. Ama baya tatlı bir versiyonu. O değilde bu çocuk hala gülüyordu!
Kafamdaki şapkayı sinirle onun kafasına geçirdim. Doktor yalnız bırakın dedi düşüncesiyle onu orada bırakıp dışarı çıktım. Buna rağmen birkaç saniye sonra yanımda bitti. Mutlu mu olmalıydım sinir mi? Hala gülmediği için mutlu olmayı tercih ettim.
Yeniden vitrinlere göz atarken karnım guruldadı. Acıktığımı bile hissetmemiştim ve Kai gülmemek için dudaklarını ısırmak zorunda kalmıştı. Bu komik bir görüntünün aksine... seksiydi.
"Tavuk yemeye ne dersin?"
Bu çocuk neden her seferinde tavuk yemek istiyordu ki? Bundan önce birlikte yemek yerken de tavuk yemiştik. Chanyeol sağ olsun, bir ara pizza yemiştik en azından.
"Hayır." diyerek reddettim. "Benim canım... hamburger istiyor."
"Ama tavuk daha sağlıklı." diye reddetti.
Bu çocuğun tavuklarla gizli bir ilişkisi falan mı vardı? Neden tavuk? Neden sadece tavuk? Anlamıyorum ki.
Bir de hiç tutmayan keçi inadı neden tavuk konusunda tutuyordu ki? Gelecekteki eşine acıyordum şimdiden. Düşünsenize: Karısı her gün tavuk yapıyor. Buzdolabını açsanız tavuklarla dolu. Evin içinde bile tavuklar dolaşıyor. "Çorba içelim." dediğini düşünsenize. Tavuk çorbası.
YOK YANİ NEDİR BU TAVUK AŞKI?
"Bu çocuğu nasıl ikna edebilirim ben?" diye düşünürken aklıma şu aegyo şeysi geldi. Çoktan dönmüş tavuk yiyebileceğimiz bir yere gidiyordu. Bunu yaptığıma gerçekten pişman olacaktım.
O kadar kısa sürede nasıl o kadar ilerlediğini merak ederek peşinden koştum. Kai'nin önünü kestim. Bana "Ne yapıyorsun sen?" bakışları attı.
En tatlı sesimi takınıp "Oppaa~~ Hamburger yiyelim~" dedim. Hatta daha inandırıcı olsun diye gömleğinin ucunu tuttum.
Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Baya şaşırmış gibi gözüküyordu. Beklediğimin aksine buna gülmemişti. Bu yüzden yerin dibine girmeyi daha çok istedim.
"A-ama tavuk daha iyi."
"Ama Hana hamburger yemek istiyor!~" diye reddettim. O yavru köpek bakışlarından da attım.
Başını salladı. Beni bileğimden tuttu ve yemek yiyebileceğimiz bir yere götürdü.
Sonuç mu?
TAVUK YİYORUZ.
Bana fikrimi sormadan tavuk sipariş etti. Kollarımı göğsümde birleştirdim. Sinirli sinirli karşımdaki Kai'ye bakıyordum. O ise tavuk menüsüne göz dikmişti. Hepsini yemeyi istiyor gibi bir hali vardı. Hatta ağzının sulandığını bile düşünüyordum.
Önümüze tavuklar geldiğinde iç geçirip tavukları yavaş yavaş yemeye başladım. Ben bir porsiyonu nasıl yiyeceğimi düşünürken Kai üç tane almıştı. Hayretler içerisinde onun tavukla aşk yaşamasını izliyordum.
Ve bazen tavuk olmak istersin.
"Yemiyor musun?" diye sordu.
Yemeğime mi göz dikmişti bu şimdi? Çünkü önündeki tavuklara bakmadan benim tavuklarımı kesiyordu!
"Yok canım. Ben biraz yavaş yiyen bir insanım." diye geçiştirdim.
BİRİ BENİ KURTARSIN.
Bir de bu çocuk içmesin. Nereden çıktı bilmiyorum ancak bir anda aklıma geldi. Düşünsenize sizi tavuk olarak gördüğünü. Sizi yemeye falan çalışırdı.
Yemeklerimizi bitirip dışarı çıktığımızda "Sonunda." diye düşünüyordum. Birkaç dükkana daha girdikten sonra saatin geç olmaya başladığını fark ettik. Kai beni bırakmayı teklif etti ancak taksiyle gidebileceğimi söyledim. Uzun ısrarlar sonunda eve taksiyle dönebileceğime onu ikna ettim.
Ona bugün için teşekkür edip el salladım. Taksiye binip evime döndüm.
Aegyo kısmını saymazsak gerçekten güzel gündü.
XXX
Her zamanki gibi çarkı çevirmek için buluşmuştuk. Kang Joon ve Mina ikilisinin yüzünde güller açıyor, Xiumin ve Yun her zamanki gibi muhabbet ediyor, Luhan Eun'un davranışlarına garip garip bakıp gülüyor, Sulli ve Taehyun ise sessizce muhabbet ediyordu.
Biz mi? Oturmuş öbürlerini izliyorduk.
En sonunda çarkı çevirmeye başladığımızda herkesin yüzü düştü. Sıra bize geldiğinde ise yutkunup çarkı çevirdim.
"Sekiz."
Kai ile haneye baktık.
Sevgilim ne seviyor olabilir ki~~?
Ona ne hediye almalı~~? (*⌒▽⌒*)θ~♪
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşk Oyunu
Fiksi Penggemar5 çift. 5 ünlü. 5 piyon. 3 kart. Ve sadece 1 çift kazanacak. ✿
