Bölüm 12

504 53 8
                                        

Yorganı boynuma kadar çekmiş bir şekilde yatıyordum. Kai ağzıma zorla soktuğu dereceyi ağzımdan çıkardı.

"Kırk derece." diye salladı. Salladığı ortadaydı yoksa havale geçiriyor olurdum.

"Tamam, sana iyi gelsin diye tavuk çorbası yapacağım." dedi ve gitti.

Ofladım. Bu tavuktan kurtuluş olmayacaktı anlaşılan.

Odayı inceledim. Pekala hasta rolü yapıyordum ancak kimse çıkıp Kai'nin evinde ne aradığımı sormuyordu. Normalde benim evime gelmesi gerekiyordu; benim onun evine gitmem değil.

Kai'nin hemen ortaya çıkmasını beklemiyordum. Elinde bir buz torbasıyla geldi ve buz torbasını başıma koydu. Kafam soğuk bir buz kütlesiyle ezilirken, ve donarken, gözlerimi kapatıp insanların önerdiği gibi ondan geriye saymaya başladım. Belki de sinrim böyle geçebilirdi.

Buna rağmen beynim donarken ne kadar güzel düşünebilirdim ki?!

"Bu şekilde ateşin daha hızlı düşecek." dedi ve gülümsedi.

Bundan zevk alıyorsun. Kabul et Kai.

Odadan çıktığı gibi buz torbasını başımdan fırlattım. Yere düşen buz torbasının sesi düşündüğümden fazla çıkmıştı. Bu yüzden suçluluk duygusuyla gözlerimi kapatıp dudaklarımı ısırdım. Başımı yavaşça kaldırıp gözlerimi açtığımda kapı eşiğinden bana bakan bir çift gözle karşılaştım. Kai pek memnun olmayan bir şaşkınlıkla kollarını birleştirmiş bir şekilde bana bakıyordu. Yanıma geldiğinde ne dediğini anlayamadığım bir şeyler mırıldanıyordu. Buz torbasını yeniden başıma koydu ve gözden kayboldu.

Kaşlarımı çatarak kollarımı yorganın altında çarprazladım. Kafamın üstünde duran buz torbasına kötü bir bakış attım ve iç geçirdim. Anlaşılan bir süre daha birlikteydik.

Kai düşündüğümden çok daha kısa bir süre sonra geri geldi. Yanıma oturdu. Elinde tavuk çorbası olduğunu düşündüğüm, ancak tavuk çorbasıyla uzaktan yakından alakası olmayan bir 'şey' vardı.

Zorla gülümsedim. Yanağım seğirdi. "Bu ne?"

"Tavuk çorbası." dedi normal bir şekilde. Önüme koyduğu çorbadan bir kaşık alıp ağzıma yaklaştırdı.

Ve yemin ederim, çorba canlıydı.

Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı sağa sola sallamaya başladım.

Göz devirdi. "Denemeden bilemezsin, Hana."

Ona pis bir bakış attım. Çorbayı görüyor muydu acaba? Resmen konuşuyordu! Bunu içersem büyük ihtimalle zehirlenip ölürdüm.

"Ağzını aç."

Ellerimi çarpraz yaptım ve başımı yeniden sağa sola salladım.

Derin bir nefes verdi; canı sıkılmaya başlamıştı. Buna rağmen fazlasıyla sakin kalmaya çalıştığı yüzünden okunuyordu.

En sonunda yaptığı hamleyle donakaldım: Beni kendine çekip yanağımdan öptü ve ben bir anlık şok geçirdim. Ben şoku daha üstümden atamadığım bir anda kaşığı ağzıma sokuverdi.

"Söyle bakalım, bu kadar mızmızlanmana değdi mi?"

Cevap vermek için ağzımı açardım ancak çorbayı yutmamaya çalışmakla meşguldüm. Tadı çorba dışında her şeye benziyordu. Tavuklar bile tavuk değildi resmen; büyük ihtimal bir uzaylının bacaklarıydı.

Ve sanırsam ben o çorbayı yanlışlıkla yuttum.

 Yok, bir daha düşününce... Gerçekten yuttum.

Kusmamak için gözlerimi kapattım ve ellerimi yumruk yaptım. Bu hareket kusma dürtüsünü geçirmeyecekti ancak ikinci seçeneğim bir anda tuvalete koşup kapıyı kilitlemek ve kusmaktı.

Yutkundum ve gözlerimi açarak Kai'ye elimden geldiğince gülümsedim. Sadece gülümseyebildim çünkü o yüze oturup bir daha yalan söylemek istemiyordum. Hele bu konuda, hiç.

"Hana."

"Efendim?" dedim. Damağımdaki çorbanın tadı yüzünden yutkundum.

"Sen iyi misin? Hayalet görmüş gibi beyazsın... Yok, yok. Tao gibi yeşil." Kendi dediğine gülmeye başladı.

Ben ise hiç mi hiç gülmüyordum.

Yorganı bir anda itip evde koşmaya başladım. Tuvalete girip kapıyı arkamdan kilitledim. Bu ani hareket yüzünden kalbim hızla atıyordu. Sırtımı kapıya yasladım ve yavaşça yere doğru kaydım. Gözlerimi kapattım. Kalp atışlarımın düzene girmesini dinledim.

"Sana sormam gereken çok önemli bir şey var." dedi kapının ardından.

"Evet?" dedim gözlerimi hiç açmadan.

"Odamdan ne zaman çıkmayı düşünüyorsun?"

Gözlerimi bir anda açtım. Gerçekten tuvalette değil, normal bir odadaydım. Etraf karanlık olduğu için herhangi bir şeyi göremiyordum. Elim ışığa doğru giderken bunu sezmiş gibi öksürdü.

"Hana. Buraya gelip iki medeni insan gibi konuşabilir miyiz?"

Kapının kilidini açtım ve Kai'ye baktım. Yeniden sinirli gözüküyordu ve ben başımı eğerek salona doğru ilerledim. Sessizce yorganın içine girdim.

Kai yeniden yandaki koltuğa oturmuştu. Bir şeyler duymak ister gibi bir hali vardı. Ne diyeceğimi düşünüp tartmaya başladım. Buna rağmen ne diyebilirdim ki? Onu kırmak da istemiyordum.

"O kadar kötü müydü?" dedi yüzünü buruşturarak.

Dürüst davranak "Bir kaşık almalısın bence," dedim.

Tereddütle kaşığı ağzına götürdü. Kaşığın ucundan çorbanın tadına baktı. Ardından yüzünü ekşiterek kaşığı yeniden çorbanın içine bıraktı.

"Berbat." dedi kendi çorbasına. "Sana sıcak çikolata yapmalıydım."

Güldüm. "Gerek yok." dedim. "Bence seninle bu şekilde muhabbet etmek gerçekten daha güzel."

Benim.

O.

Saçmalayan.

Ağzım.

XXX

Hasta rolü yapmamın sona ermesiyle birlikte başıma daha büyük bir olay çıktı: Çark.

Çarkı çevirirken dudağımı ısırdım. Bu dudak ısırma şeysi bana Kai'den bulaşmıştı.

"Dört."

Kai'yle haneye bakarken zaten yeterince az olan sevincim uçtu gitti.

Şehir sıkıcı -________-

Bence bir günlüğüne uzaklara gidip kamp yapalım!~~

Kamp. Düşünmesi bile tüylerimi diken diken ediyordu. Matematiği sevmesem bile bu durumu şu şekilde açıklamak daha basit olacaktı:

Hana+ Doğa+ Böcek+ Daha Fazla Böcek+ Yalnız+ Kai= Korku

XXX

Eveet yine biricik yazarınız ben askhidfgh ^^ *kendi kendine konuşan mal yazar temalı*

Bu bölümün güzel olup olmadığından emin değilim ._. Her neyse, onu bunu boş verin kamp yapacağız dafsjgh

Aşk OyunuBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin