Dikiz aynasından çaktırmadan arkadaki Barın'a baktım. Baya baya bize geliyordu, daha doğrusu geliyorlardı; Baran ve İsak da gelecekti. Harika! Ben adam bana gıcık olsun diye uğraşırken abim bizi kanka yapma derdinde. Zaten ilaçların etkisinden midir nedir, Barın'da bir naziklik var. Bir zaten bu eksikti. Ben şimdi abime bu çocuğun kaba biri olduğunu, okulu bana dar ettiğini nasıl inandıracaktım acaba?
Arabanın durmasıyla onları beklemeden direkt indim. Kapıda bize doğru gelen Yavuz'a gözlerimi kısıp baktım. Her şey onun yüzünden olmuştu; eğer abime bunları demeseydi, abim de hastaneye gelmezdi.
"Hoş geldin Deniz."
Yavuz abiye kötü bakışlarımı atmayı sürdürdüm.
"Pek hoş bulmadım, Yavuz abi."
Ona kötü bakışlarımı atmaya devam ettim ama o sadece güldü.
"Seni annene şikâyet edeceğim Yavuz abi."
Güldü.
"Ne diyecekmişsin?"
Alayla dediği şeyle gözlerimi devirdim.
"Sultan abla, senin bu oğlun bütün hayallerimin katili, çıkış anahtarımın elimden kayıp gitmesine neden olan kişi diyeceğim."
Güldü ve tam ağzını açacaktı ki yanımıza gelen Baran'la sustu.
"Yaa kanka, sen ev deyince ben bildiğin ev beklemiştim ama bu bildiğin malikâne, dostum."
Elini omzuma attı.
"En sevdiğim arkadaşım olduğunu söylemiş miydim?"
Omzumdaki kolunu itip ona kötü bakışlar yolladım.
"Arkadaş olmayacağımızı söylemiş miydim?"
"Hadi Deniz."
Kapıda duran abimin bağırmasıyla onları orada bırakıp eve doğru yürüdüm. Çaktırmadan İsak'ın yanında duran Barın'a baktım. Kapıya bakıyordu; sanki ona baktığımı anlamış gibi bakışları bana döndü. Hemen önüme baktım.
Kapının açılmasıyla hepimiz sırayla içeri girdik ve salona doğru gittik.
"Çocuklar, açsanız ben sofrayı kurayım."
Sultan ablanın dediği şeyle hepimizin bakışları ona döndü.
"Olur, Sultan abla. Zaten çocuklar da aç. Benle Yavuz'u sayma, biz şimdi şirkete gideceğiz."
Abimin konuşmasıyla başını salladı ve salondan çıktı.
Sultan ablanın çıkmasıyla ortamı sessizlik kapladı taa ki başımın başka bir belası gelene kadar.
"Deniz, bir parti var görmen lazım, ortam yıkılıyor. Abin daha gelmemişken gide—"
Bağırarak salona doğru gelen Eren bizi görünce durdu. Ve gözleri saniye saniye şaşkınlıktan büyümeye başladı. En sonunda abimde durunca yutkundu ve şirin olduğunu düşündüğü bir gülüş sergiledi.
"Selam."
Sessiz çıkan sesine güldüm. Abim hafif öksürdü ve yerinde dikleşti.
"Ne partisiymiş bu, Eren?"
Abimin sert sesiyle yüzündeki gülümseme daha da büyüdü.
"K-kitap."
Abimin kaşları havalandı.
"Böyle arkadaşlarla toplanıyoruz, kitap okuyoruz. Sonra da okuduğumuz kitap üzerine tartışıyor, fikir alışverişi yapıyoruz. Saygı, sevgi çerçevesinde."
Abim güldü.
"Ben biliyorum sizin o saygı çerçevesindeki partilerinizi."
Eren'in daha fazla ezilip büzülmemesi için ayağa kalktım.
"Hadi Eren, Sultan abla limonata yapmıştı. Biz onu getirelim, yemek hazır olana kadar içeriz."
Konuşmamla Eren'in kolundan tuttum ve mutfağa doğru yürüdük.
Kolunu bırakmamla bana döndü.
"Ne oluyor burada? Kim bunlar? Abin niye bu saatte evde?"
Elimi omzuna koydum.
"Bir sakin ol, taramalıya bağladın."
Sonra derin bir nefes aldım. Mutfaktan salon gözüküyordu.
"Kafası sargılı olana basketbol topuyla vurdum. Abim de bana bir şey olduğunu sanıp hastaneye geldi. Barın'ın da kalacak yeri olmayınca alıp bize getirdi."
Dediğim şeylerle yüzüme baktı baktı, sonra da gülmeye başladı.
"Ne gülüyorsun lan!"
Gülmesini durdurmaya çalıştı.
"Bu bildiğin pembe dizi."
Ona göz devirdim.
Sonra aklına bir şey gelmiş gibi bana döndü.
"Şu senden nefret etmesini istediğin çocuk kafası sargılı olan mı?"
Başımı evet anlamında salladım.
"Oğlum, harbiden pembe dizi!"
Elimle omzuna vurdum.
"Zevzekliği kes. Hadi, partine mi gidiyorsun, nereye gidiyorsan git."
Başını hayır anlamında salladı.
"Burası daha eğlenceli duruyor. Hayatta bu eğlenceyi kaçırmam."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Denizcik | Gay
General FictionKoridorun sonuna gelmiştim ki bana çarpan bedenle sendeledim. Ulan o nasıl bir çarpmaktır. Bana çarpan bedene döndüm. Hayvan herif omzumu çürüttü "Yuh! Önüne baksana ayı " Dudağı alayla kıvrıldı "Bana mı diyorsun" Eliyle kendini gösterince bu sef...
