"Önündeki poşete daha ne kadar gülerek bakacaksın?"
Abimin sesiyle poşetteki bakışlarım ona döndü.
"Ne gülmesi yaa."
Buzdolabının kapağını açtı ve içinden bir soda çıkardı. Sodayı tezgâha koyduktan sonra bana döndü.
"Demin geldim, beni fark etmedin. Sana önemli şeyler söyledim, birine bile tepki vermedin. Sadece gülerek önündeki siyah poşete bakıyorsun."
Kendimi sandalyede geriye yasladım.
"Yok, dalmışım, öyle başka şeyler düşünüyorum."
Sodayı alıp sandalyeye oturdu.
"Düşündüğün şey ne o zaman?"
Gülümsedim.
"Boş şeyler."
Bu muhabbet daha ne kadar uzayacak.
"Deniz, ben salak değilim. Üç yaşında çocuk hiç değilim."
Eli omzuma gitti.
"Eğer bir şey varsa bana söyleyebilirsin, seni yadırgamam da sana kızmam da yapacağım tek şey yanında olup sana destek olmak."
Başımı olumsuz anlamda salladım.
"Abi, gerçekten bir şey yok. Öyle dalmışım."
Bana inanmamış gibi baktı ve ayağa kalktı.
"Peki, sen öyle diyorsan, öyledir."
Saçımı karıştırdı ve mutfaktan çıktı. Onda olan bakışlarım tekrar poşete döndü.
"Yok canım... yok öyle bir şey yaa."
Elim kalbime gitti.
"Bir kına verdi diye adamdan etkilenmedin inşallah, sevgili kalbim."
Kalbime baktım ve tekrar poşete döndüm.
"Yok yaaa, etkilenmemişimdir. Adamın bir gülüşünü, bir kınasını gördük diye onunla uğraşmak, çok hoşuma gidiyor diye onun yanına gitmek istiyorum, diye ona bakına bazen ne yapacağımı bilmiyorum, diye ondan... Ağğğ!"
Elim saçlarıma gitti, sonra da kalbime.
"Ondan etkilenmeye başladım. Bir sonraki evre hoşlantı. Ayyy inanamıyorum, adam çıkış anahtarım olacakken, kalbimin anahtarı olma yolunda ilerliyor."
Hızla masadaki bardağa buz gibi su doldurdum ve bir dikişte hepsini bitirdim.
"Yok bee, kafamda kuruyorum. Yoktur öyle bir şey, bir de kendi kendime konuşmaya başladım, deli gibi. Şu girdiğim hallere bak."
Masadan kalktım ve odama doğru gittim.
1 gün sonra
Arabayı park etmemle arabadan indim. Okula doğru yürürken akşam yaptığım planı tekrarlıyordum.
Ben dün gece uzun bir düşünme sonucu bir plan kurdum. Şimdi bugün bir şekilde Barın'la yakınlaşacağım ve ondan etkilenip etkilenmediğimi öğreneceğim.
Nasıl plan ama!
Okuldan içeriye girmemle okulun bahçesine göz attım. Barın şu an yüksek ihtimalle dışardaydı.
Tam da tahmin ettiğim gibi, dışardaydı. Okulun arkasına doğru gidiyordu. Hızla o tarafa doğru yürümeye başladım. Planımı orada devreye sokabilirdim.
Okulun arka tarafına yaklaşınca Barın'ın sesi gelmeye başladı.
"Çok mu acıktın sen, bakayım, Benekli?"
Yere çömelmiş yemek yiyen kedinin başını seviyordu. Arada da gülüyordu.
"Yavaş yee lan, önünden kapan mı var?"
Konuşmasıyla dudaklarım kıvrıldı. Fazla şeydi, tatlı, evet evet, tatlı.
Elim yavaşça kalbime gitti. Kalbimin yavaş yavaş hızlanmasıyla gözlerim kocaman açıldı.
Ohaa, adama yakınlaşmandan bile kalbim çok hızlı atmaya başladı. Yakınlaşsaydık sanırım kalbimden gidecektim.
"Deniz."
"Deniz, kime diyorum?"
Girdiğim transtan çıktım.
"E-efendim."
Kalbimdeki elimi hızla çektim.
"Ne işin var burada?"
Ne diyeceğim acaba şimdi. Yaa, senden etkilenip etkilenmediğimi öğrenmeye geldim ama bir gülüşünle tav oldum bile mi?
Saçlarımı karıştırdım. Hazırcevap olan ben, şu an ne diyeceğimi bilmiyorum.
Oturduğu yerden kalktı ve yanıma geldi. Bozduğum saçlarımı düzletti.
"Oğlum, niye bozuyorsun saçlarını?"
Burnuma gelen kokuyla gözlerim hafif bir şekilde büyüdü.
"Bu koku..."
Dediklerimle bana baktı. Önce anlamaz bakışlar attı, sonra da gülümsedi.
"Ne olmuş bu kokuya?"
Gülerek konuşuyordu.
Bu basketbol oynarken giydiğim üstte böyle kokuyordu. Tişört Barın'ın mıydı?
"Hiç."
Konuştuktan sonra hızla yanından ayrıldım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Denizcik | Gay
General FictionKoridorun sonuna gelmiştim ki bana çarpan bedenle sendeledim. Ulan o nasıl bir çarpmaktır. Bana çarpan bedene döndüm. Hayvan herif omzumu çürüttü "Yuh! Önüne baksana ayı " Dudağı alayla kıvrıldı "Bana mı diyorsun" Eliyle kendini gösterince bu sef...
