"Çekiştirip durma şu üstünü!"
Jake, bir eliyle arabayı kullanırken bir yandan da üstündekilerle rahat olmayıp uğraşan beni engellemeye çalışıyordu.
"Hiç rahat değilim, niye bunları giymek zorundayım ki?" Kaşlarımı çatıp kollarımı önümde kavuşturdum. Üzerimdeki ceket o kadar rahatsızdı ki! Kim giyse çıkarmak isterdi benim gibi ama ben iş görüşmesine gidiceğim için giymek zorunda bırakılmıştım.
Üstümle oynamaktan vazgeçtiğimi fark eden arkadaşım da dikkatini navigasyona verdi. "Konuma göre şirket burası olmalı." Araba yavaşlarken gözlerimi camın arkasındaki kocaman binaya diktim. Fazlasıyla büyük ve gösterişli duruyordu. Gerilmedim desem yalan olurdu, şimdiden gerilmiştim.
Arabanın üstündeki kapağı çekip aynayı açarken hızlıca yüzümde ve saçlarımda gezdirdim gözlerimi. Ellerim tekrardan renkli tokalarımı kontrol ederken Jake'in yanımda arabayı park edip sıkılgan nefes verdiğini duydum. Bunun sebebi sabahtan beri saçlarımla oynamam olabilirdi. Ne yapabilirdim? Saçlarım önemliydi. Zaten tokalarımı takıcağımı söylediğim zaman çok ciddiyetsiz görüneceğimi öne sürerek en başta izin vermemiş sonrasında ağlayarak izini koparmıştım. Küçük renkli tokalarla kim ciddiyetsiz görünebilirdi ki?
"Tamam, tamam güzelsin. İn de gir içeri artık. Yoksa saati kaçırıcaksın." Aynayı geri kapatıp başımı hızlıca salladım. Kuruyan dudaklarımın üzerinde dilimi gezdirip Jake'e döndüm ve kocaman güldüm. "Bana şans dile."
"İyi şanslar bebeğim, git ve patronu tavlamış olarak buraya geri dön." Çapkınca gülümseyip göz kırparken utanıp koluna vurdum ve sızlanarak arabadan çıktım. İşe en azından gidip konuşucağımı söylediğimden beri patronumun ne kadar yakışlı olucağını söyleyip benimle daga geçiyordu. Evet, fazla yakışıklı olabilirdi ama evli biri hakkında böyle konuşmak çok yanlıştı. Jake'in dediklerini duysa beni şirketin önünden bile geçirmeyeceğine adım kadar emindim.
Aklımdaki düşünceleri geri plana attım ve derin nefes verdim. Uzun süren iş bulma çabalarım sonuçsuz kaldığından artık her gittiğim yerden korkuyordum. Acaba beni ister miydi? Emin değildim, erkek birinin bir bebeğe iyi bakamayacağını bile düşünüp beni istemeyebilirdi.
Şirketin olduğu kaldırıma çıkıp döner kapıdan geçtim. İçeri girdiğim gibi yazın bunaltıcı sıcaklığından beni kurtaran soğuklukla gülümsedim. Birkaç saniye kapının önünde etrafa göz attım. İçi de dışı kadar güzeldi. Güzel kelimesi az kalırdı.
Ne yapıcağımı, nereye gidiceğimi bilmiyordum ki bilsem bile beni öylesine içeri sokmazlardı. Bu yüzden danışmaya ilerledim. Üzerinde jilet bir takım elbise ve kısaltılmış saçlarıyla bir adam karşılamıştı beni. "Merhaba, size nasıl yardım edebilirim?"
"Şey, ben iş görüşmesi için geldim de Jay Park ile konuşucaktım."
"Bir dakika bekletmem gerek sizi." Başımla kibarca onayladığımda kadın yanındaki telefondan bir tuşa tıklayıp kulağına götürdü. Ben de bu sırada içeri bakınmaya devam ettim. Benim olduğum tarafta pek yoğunluk olmasa da daha da ileride insanların harıl harıl çalıştığını görebiliyordum. Onlara imrenerek bakıp parmaklarımla oynadım. Ben de onlar gibi çalışmak istiyordum, evde durup iş aramaktan sıkılmıştım.
"Jay Bey sizi bekliyor, asansöre binip en üst katın düğmesine basıp sağdaki koridora girdiğinizde odasıyla karşılaşıcaksınız."
Tarifini aklımda tutmaya çalışarak kafamı salladım. "Teşekkür ederim." dedim mırıldanarak ve arkamı dönüp asansöre ilerledim. O kadar iş görüşmesine gitmiştim şu birkaç haftada ama hiç bu kadar gerilip heyecanlandığımı hatırlamıyordum. Terleyen ellerimi altımdaki buz mavisi kota silip boş olan asansöre bindim. Şansıma kimse yoktu ki bu benim için daha iyiydi. Bir de diğer insanların tuhaf tuhaf bakışlarını çekmek istemiyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
baby sitter | jaywon
Fanfiction"Daha kendin bile bir çocukken nasıl bir bebek bakmayı düşünüyorsun ki?" | jay × jungwon |
