Elimdeki kahve bardağını önümdeki masaya bırakıp arkama yaslandım. Havaların ısınmasıyla kendimizi artık daha çok bahçeye atıyorduk bebeğimle. Dışarıya çıkamayınca bu kocaman bahçe bizim kurtarıcımız olmuştu. Bugün de o günlerden biriydi. Ben soğuk kahvemi almış koltukta otururken Chaewon yerde çimlerin arasında bir çiçek gibi vakit geçiriyordu.
Yakan bir güneş yoktu ama yine de önlem alarak güneş kremini vücudunun her yerine sürmüş bir de üstündeki sarı şortlu takımla eşleşecek sarı bir şapka takmıştım. Tabii benim büyük uğraşlarla taktığım şapka asla yerinde durmuyor ikide bir Chaewon'un omuzlarına düşüyordu. Ben düzelttikçe bebeğim benim inadıma yapar gibi gülerek çıkarıyordu. Eğer onun iyiliği için olmasaydı takmamasını sorun etmezdim ama güneşten etkilenmesini istemiyordum. Onun canı yandığında benimkisi iki misli yanıyordu.
Șapkasının yumuşak saçları yine açıkta bıraktığını fark ettiğimde başımı iki yana sallayarak ayaklandım. Bana benzemesini çok seviyordum fakat inat konusunda aynı şeyi söyleyemeyecektim.
Arkasından yaklaştığımda bir süredir büyük dikkatle ne ile uğraştığına baktım. Yerdeki çimleri ufak parmaklarının arasına alıp koparmaya çalışıyordu. Eline gelen çimenleri kenara atıp yeni hedefini belirledi. Fakat bu seferki kolay durmuyor gibiydi. Topraktan ayrılmayan çimlerle bebeğimin kaşları çatılıyor dudakları büzülüyordu. İki elini de kullanıp inatla koparmaya çalıştığında parmağının arasından kayan çimenlerle bedeni geriye doğru sendelemişti. Başını yere çarpmasına izin vermeden hemen tuttum.
Beni fark ettiği gibi çatılan kaşlarını düzeltti. Büzülen dudakları bu sefer titrmeye başladı ağlayacağının habercisi olarak. Karşımdaki tatlı haline gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. "Tamam, sorun yok bebeğim." Vücudunu tamamen kollarımın arasına aldım, başını omzuma yaslayarak ayaklandım. Geri yerime ilerlerken sakinleşmesi için saçlarının arasına öpücükler kondurdum. İstediği şey olmadığında huysuzlaşan bir yapısı vardı.
Koltuğa oturup onu da yanıma bıraktım. "Amcanı aramaya ne dersin?" Amcasının lafı geçtiği gibi akan sular dururdu Chaewon'da. Bu da ortak noktalarımızdan biriydi. Sessizleşmesini onay sayarak telefonumu şortumun cebinden çıkarıp Jay'in numarasını aradım. Birkaç çalıştan sonra telefonu açılmamıştı. Bir toplantıda olabiliceğini düşünerek çok sorun etmesem de heyecanla bana bakan Chaewon aynı şeyi düşünmüyordu. Geri ağlamaması için aklını dağıtmam gerekiyordu.
"Amcan telefonumuzu açmadı, geldiğinde onu cezalandırırız. Şimdilik benimle idare etmelisiniz hanımefendi."
"Ve benimle."
Bahçenin içinde başka bir ses yankılandığında kafamı sesin geldiği yere çevirdim. Jake hyung elindeki poşetlerle bize ilerliyordu.
"Hyung!" dedim sevinçle, onu buraya çağıran bendim ama gün içinde Chaewon ile ilgilenmekten tamamen aklımdan çıkmıştı.
Elindeki poşetleri koltuğun kenarına bırakıp beni kollarının arasına aldı. "Hoş geldin hyung!" Ayrıldığımızda saçlarımı karıştırdı. Huysuzca hareketlerinden kaçmaya çalışsam da bu çabam yalandandı. Onu görmeyeli çok özlemiştim. Bu yüzden eskiden beni sinir eden bu hareketine kızamadım bile gerçekte. "Hoş buldum bebeğim."
Aramızda koltukta oturan Chaewon kendini hatırlatmak ister gibi çığlık attığında ikimizin de bakışları aşağıya eğildi. "Chaewon da galiba bana hoş geldin demek istiyor." Kıkırtımı serbest bıraktım. Jake hyung Chaewon'u kucağına alıp yanaklarına kocaman öpücükler kondurdu. Bütün ilginin üstünde olmasına bayılan bebeğim ise az önceki halinden sıyrılmış, etrafa sevinç çığlıklarını bırakıyordu. Çok sevgi dolu bir bebekti Chaewon.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
baby sitter | jaywon
Fanfiction"Daha kendin bile bir çocukken nasıl bir bebek bakmayı düşünüyorsun ki?" | jay × jungwon |
