twenty five

457 79 101
                                        

bu kitabin en uzun bolumunu yazmisim bence sizin yorumlarinizi ve oylarinizi hak ettim😚🫶

*

Başımın yanında titreyip duran telefonumla gözlerimi ovuşturarak uyandım. Neyseki kalın perdeler gün ışığının odanın içine girmesini engelliyordu. Dün gece ağrı kesici almadığım için ağlamanın getirdiği tükenmişlikle vücudum daha da halsiz düşmüştü. Ayakta duracak halim yoktu, tüm gün uyumak istiyordum.

Ellerimi gözlerimden ayırıp bir kolumun üzerinden yanımdaki komodine uzandım. Telefonun ekranını açıp ilk olarak ışığını kıstım. Gece Niki ve Heeseung hyung'dan bir sürü arama ve mesaj almıştım. Hatta birkaç tane de Jake hyung'dan iyi olup olmadığıma dair mesajlar vardı. Jay, bir anda etkinlikten hiçbir şey söylemeden ayrılınca anlaşılan endişelenmiş olmalılardı. En sonunda artık Jay'den bir yanıt almış olucaklar ki kesilmişti devamı.

Ama benim uyanmamı sağlayan bildirimler bunlar değildi. Gözüm en üstteki kayıtlı olmayan numaraya kaydı. Kim olduğunu sormama bile gerek yoktu, çok iyi biliyordum. Sunghoon atmıştı. Dün geceden sonra ismini düşünmem bile midemin bulanmasına neden oluyordu. Elimi karnıma yaslayıp telefonu avucumun içinde sıkarak mesaj kutusuna girdim. Tüm cıvıklığıyla yazdığı günaydın mesajlarını es geçip sadede geldim. Yüzsüz gibi kendisiyle buluşmamı istiyordu.

Çevrim içi olup benden bir yanıt beklediğini bilmeme rağmen telefonu hırsla kapatıp yatağın içine fırlattım. Daha çok cevap beklerdi. Ne yaşarsak yaşayalım Jay'e ihanet etmeyecektim tabii ki de. Yatakta doğrulup sırtımı ve başımı başlığa yaslarken dizlerimi kendime çektim. Sırf bir iş yüzünden Jay ile aramı bozmuştu. Aslında onum derdi iş bile değildi. Ufak, önemsiz, küçük bir işi Jay kapmış bile olsa pislik yapar, onun peşine düşerdi çünkü onun derdi iş değil Jay idi.

Üzerimdeki örtüyü atıp odada bulunan banyoya doğru ilerledim. Dün gece odadan kovulduktan sonra üzerimi değiştirmemiş, direkt kendimi ağlayarak yatağa atmıştım. Ağlaya ağlaya bir süre sonra uykuya dalmıştım. Yanaklarımdaki göz yaşlarının izlerini ve ağırlıklarını hissedebiliyordum. Bunlardan kurtulmak ve azıcık bile olsa Chaewon'a bakabilmek için duş almalıydım. Zaten dün gece de bizim yüzümüzden ağlamıştı minik bebeğim.

Kıyafetlerimi çıkarıp kirli sepetine attıktan sonra duşakabine girdim. O sırada kullandığım şampuanların orada olmadığını fark ettim. İlişkimiz başladığından beri yavaş yavaş Jay'in odasına taşınmıştım farkında olmadan. Hep kullandığım duş ürünlerim de onun banyosundan şampuanlarının arasındaydı. Şimdi gidip kıyafet dolabını açtığımızda gömleklerinin arasında benim birkaç tişörtümü bulabilirdik.

Sanki hiç ağlamamışım gibi tekrar dolduğunda uzanıp suyu açtım. Sıcak su üzerimden dökülürken bir yandan da usulca göz yaşlarımı akıttım. Eskiden kalmış olan, kullanmayı pek sevmediğim şampuanlarımla kısa banyomu tamamladım. Kovulmamın üzerinden 24 saat geçmemişken odasına giremezdim.

Elimdeki havluyla saçımın nemini alıp üzerime bir şeyler giyindim. Normalde duş sonrası bakımım banyomdan daha da uzun sürerdi. Yüzüme ayrı, vücuduma ayrı, saçlarıma ayrı bakım yapar; güzel kokulu kremler sürerdim. Ama şimdi ne bunları yapmaya enerjim ne de isteğim vardı. Kıyafetlerimi önemsemeden de gri bir eşofman ile beyaz tişört geçirdim. Ağlamaktan kızaran göz altlarımı da kapatmayacaktım. Jayden saklayacak hiçbir şeyim yoktu. Karşısında zaten yeterince ağlamamış mıydım? Gözlerimin içine bakıp odasından kovarken de ağlıyordum. Kendi odama geldiğimde de ağlayarak uykuya daldığımı çok net duyduğunun farkındaydım.

baby sitter | jaywonHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin