Bu hikayeyi ergenliğimin zirvesindeyken yazmaya başlayalı çoktan 6-7 olmuş bile huh.
Şu anki halimle istesem de yazamayacağım kadar kötü aynı zamanda yaratıcı geliyor. Şuan utanç verici ama yazarken çok eğlendiğimi hatırlıyorum bu yüzden bence bir sakınca yok. Kendimi geliştirmeye devam ettikçe fark ettim ki yazmaktan şuan aynı zevki alamıyorum. Okuyucularımı, yorumları ve yorumlarda özgürce saçmaladığım o zamanları cidden çok özlüyorum. Hikaye yazarken insanlarla konuşmak fikirlerini duymak ve beraber yazmak istiyorum.
Bu yüzden Youtube da bir yayın kanalı açmaya karar verdim. Yazdığım ve yayınlamadığım hikayeleri gösterip devam ettirmek dışında sohbet etmek oyun oynamak ve belki de beraber geçirdiğimiz o günlerdeki gibi saçmalamak istiyorum.
Vtuber olarak yayın yapmayı planlıyorum bu yüzden kendimi başlı başına bir ana karaktere çevireceğim.
Bunu öncesinde okuyorsanız Jacky Jabberwocky Ch.( evet Alice hariklar diyarından çaldım ismi) de sizi 1 Nisandaki ilk çıkışıma bekliyorum.
İşte link: https://youtu.be/T_RWBtL8pKQ
Sonrasında okuyorsanız hala sizi bekliyorum gelin yoksa Lia'yı üstünüze salarım.
Ayrıca okuyucularıma minettar olduğumu dip not olarak buraya düşmek istiyorum . Hayatımda ne başardım diye sorsam kendime hep burası aklıma gelir derim ''En azından bazı insanları güldürdüm'' . Bu bana sayısız başka şey için motivasyon verdi.
Teşekkür olarak daha taslakta olsa bazı hikayelerimi buraya atmak istiyorum.
Nevera 1 :Köz ve Çekiç Kahramanı Efsanesi
Her sabah yaptığım gibi güneş doğmadan önce korkuluğun başına geçip elimdeki sopayı savurmaya başladım.
Sağ üstten sol alta doğru düz bir kesik, soldan sağa doğru yan bir kesik, sağ alttan sol üste doğru bir kesik en sonunda üstten alta ve alttan üste doğru iki dik kesik bazen sırası değişse bile genel olarak basit kesik çalışmasından başka bir şey değildi güneş doğana kadar devam ettim.
Güneş doğunca sopayı bırakır ve nehirden su çekerek terimi yıkayamaya başlardım bulanık su içmek için kuyudaki kadar iyi olmasa da hem basit temizlik için yeterliydi hem de evime daha yakındı. Daha sonra biraz ekmek süt ve yumurta yanında mevsimlik yeşillik ile basit bir kahvaltı yapardım bu beni öğlen güneş tepeye çıkana kadar idare etmeliydi bu yüzden atlamayı göze alamazdım.
Kahvaltımdan sonra kuyudan su çekmeye giderdim nehir suyunu yeni çektiğim halde neden mi kuyuya ayrıca gidiyorum ? Şey hem yolumun üstündeydi hem de mezarları çamurlu nehir suyuyla yıkamak doğru hissettirmiyordu.
Köyün mezarlığı evime biraz uzak kalıyordu ama köyün diğer ucunda gibi de değildi bu yüzden her gün ziyarete gitmek çok zor olmuyordu. Ailemi beş yıl önceki salgında kaybetmiştim ama hiç kendimi özel ya da şanssız hissetmedim o salgın pek çok kişiyi sevdiklerinden ayırmıştı ve bende acı çeken kişileri görmüştüm onlara kıyasla ailem oldukça hızlı ölmüştü, fazla acı çekmeden ve huzurluca yine de kaybımın üzüntüsü hala ara sıra burnumu sızlatıyor.
''Günaydın anne, günaydın baba''
Basit taş mezarlardı ama ben her sabah sanki beni duyacaklarmış gibi onları selamladım. Kendimi şanssız hissetmediğimi söylesem bile bu acıtmadığı anlamına gelmiyordu en azından mezar taşlarını temiz tutmak biraz olsun rahatlamamı sağlıyordu.
Güneş artık iyice görünür olmuştu diğerleri de kalkmış ve kahvaltılarını bitirmiş olmalılardı. Ben de dönmeliydim artık iş zamanı gelmişti amcamı fazla bekletirsem azar işitirdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Undead Crown
FantasyHayattan sıkılmış ve umudu kalmamış elli tane insan aynı anda dünyadan göçmeyi ister ve canı sıkılmış bir tanrı onların bu isteğini duyar "hepinize rastgele özel yetenekler bahışedildi şimdi siz işe yaramazlar bu yeni dünyada yaşayın ve beni eğlendi...
