otuz birimsi

1.8K 134 3
                                        

"Neden Pınar ablayı kovdun?" açtığı poşetlere o kadar kilitlenmiştim ki sorusunu idrak edemedim. "Sana zararı yoktu." İkinci poşette ki meyveleri çıkarıp tezgahın üstüne koydu bir bir. Oturduğum sandalyeye biraz daha sindim, açmadığı poşetleri sayarken.

Yedi koca poşette neyin nesiydi?

"Sadece cips istemiştim." diye mırıldandım kendi kendime. "Bu saatte meyve yiyemem Aytaç."

İkinci poşeti tamamen boşaltmasıyla poşet yavaşça mutfağın zeminine doğru süzüldü. Aytaç'ın sırtı gördüğüm kadarıyla gerilmişti. Bana döndüğünde az önce yıkayıp önüme koyduğu elmayı yine önüme koyduğu bıçakla kesmeye başladım. "Tabii denerim."

Elmanın dışı da içi gibi güzeldir, felsefesinden yararlanarak küçük bir dilim kesip ağzıma attım.

"Amma da güzelmiş." dedim, abartılı bir nida eşliğinde. Aytaç tezgahın üstündeki poşetlerden birini alıp bana yaklaştı. Poşeti yemek masasının üstüne koyduğunda "Hadi canım?" diyerek poşeti açtım heyecanla.

Gördüğüm şeffaf kapaklı saklama kaplarını çıkardım tek tek. Hiçbirinde aradığım güzel tatları göremedim. Umutsuzlukla son kaba da baktığımda kurabiye gördüm bir sürü.

"Bunlarla idare edeceksin artık." boş poşeti masadan aldığında elini tuttum. Kafamı kaldırıp gözlerine baktım.

"Pınar ablayı kovmadım." dedim, elindeki poşeti alıp yere atarken. "Ablası ameliyat olacakmış. Antalya'ya gitmesi gerektiğini söyledi. Ben de idare edebileceğimi söyledim."

"Edemedin ama?"

"Sana göre edemedim." elimi çekip buzdolabını işaret ettim. "Açıp baksaydın içindeki meyve sebzeleri görürdün. Hem Pınar ablanın yaptığı yemekler bile hâlâ orada." önce önümdeki saklama kablarına sonra tezgahta ki poşetlere ardından ise Aytaç'ın yeşillerine baktım. "Ben gayet iyi durumdayım, Aytaç."

Gülerek elini ensesine attı. Hata yaptığını anladığını sanıp başımı salladım. "Bak işte, keşke önce bir sorsaydın." dedim ve önüme dönüp elmamdan bir dilim daha kestim.

Yukarıda bir hareketlilik hissetsem de dönüp bakmadım. Elmamı yedim. Gözüme kurabiyeler ilişince içime derin bir nefes alıp fark ettirmeden kabın kapağını açtım.

Aynı anda buzdolabının kapanma sesini duydum.

"Bu tencereyi hiç açıp baktın mı?"

"Sıra gelmedi." kurabiyenin avucum kadar büyük olan görüntüsü içimi gıdıkladı. Aytaç'ın yanımda durmasına aldırış etmeden kocaman bir ısırık aldım.

Damla çikolatayla yapılan kurabiye ağzımda eşsiz bir yavaşlıkla kendiliğinden dağılırken Aytaç'ın yere çöktüğünü hissettim. Göz ucuyla oraya baktığımda tencereyi yere koyduğunu gördüm. Başında bekleme sebebi neydi?

"Ev yerden ısıtmalı olabilir ama ocak varken orayı kullanman hiç akıllıca değil." kurabiyeden biraz daha yedim. Tencerenin kapağını kaldırmasıyla oturduğum sandalye de ona doğru döndüm. "Canım tencere yemeği çekmiyor, hem- bu koku..."

Tencereyi kaldırıp bana içini gösterdiğinde başımı başka yöne çevirdim.

"İştahımı kaçırıyorsun!"

"Devran abiye sen mi söylersin ben mi?" metalin zemine çarpma sesini duyar duymaz kaşlarımı çattım. Tencerenin kapağını az önce sıradan bir şey söylemiş gibi sakin bir şekilde kapatıyordu.

"Neyi?" dedim, anlamamazlığa vurarak.

"Yeni bir eleman bulmasını."

"Buna ihtiyacım yok." elimdeki yarım kalmış kurabiyenin hepsini ağzıma atmadan önce gülerek tekrar araladım dudaklarımı. "Hem sen bunları düşünme. Geç oldu git evine."

"Böyle anlaşmamıştık." kafasını kaldırıp başını onaylamaz anlamda sakladı. Kurabiyeyi büyük büyük çiğnerken masasaki suya uzandım. Bir iki yudumla ağzımdakileri mideme götürdükten sonra Aytaç'a bakmadan başka bir kurabiye aldım kabın içinden.

"Bakıcım ol diye de anlaşmamıştık."

•Anlamayanlar için,
Aytaç'ın kendisine karşı durumu yüzünden sorumluluk hissetmesini istemiyor. O yüzden hikayenin başından beri mesafeli.

 O yüzden hikayenin başından beri mesafeli

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Duyarsız | Texting ✓Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin