Açi'ninki: Ne zaman başladı?
Siz: Pencerenin orada saçımı öptüğün günden beridir var, Arıkan. Gerçi dur bu olm-
•Gönderilmedi.
Siz: Motorsiklet kazasında seninle uğraşmanın hoşuma gittiğini fark ettim ilk.
Siz: Sonra beni evime bırakırken yanağımdan öptün ya hani?
Siz | Yazıyor...
Siz | Çevrim içi
Siz | Yazıyor...
Açi'ninki: Titredin.
Siz: İçim gitti.
Siz: Sanki biri kalbimi gıdıklıyormuş gibiydi.
Siz: Peki ya sen?
Siz: Sen de mi o zaman hoşlandın benden?
Açi'ninki: Hayır.
Açi'ninki: Sanırım hatırlamıyorsun ama seninle daha önce sık sık karşılaştığımız bir yer vardı.
Siz: Bara sık sık gitmiyorum.
•Gönderilmedi.
Açi'ninki: Caddenin sonundaki pastane.
Açi'ninki: Her sabah gelirdin ve tam yirmi tane farklı farklı kurabiye alırdın. Bazen kekte.
Açi'ninki: Orada seninle üç kez konuştuk.
Açi'ninki: Hatta bana kurabiye bile öneriyordun.
Siz: Okulun oradaki müşterisi az olan ve sonra hepten kapatan pastaneden mi bahsediyorsun?
Açi'ninki: Evet.
Siz: Bana kendini daha detaylı anlat.
Açi'ninki: Hatırlamazsın.
Siz: Hatırlarım.
Açi'ninki: Benim için sıkıntı yok artık. Neden her seferinde yeniden tanıştığımızı anladım.
Siz: Sana kurabiye önerdim diye mi hoşlandın benden? Ben herkese kurabiye öneririm.
Siz: Kurabiye ustası gibi bir şeydim o dönem.
Siz | Yazıyor...
Açi'ninki: Yalnız geliyordun.
Açi'ninki: Kimseyi getirmiyordun yanında.
Açi'ninki: Hep merak etmişimdir o kadar kurabiyiyi ne yapıyordun?
Açi'ninki: Hâlâ zayıfsın.
✓✓
Açi'ninki: Dört ay düzenli geldikten sonra bir ara üç gün peş peşe gelmedin. Seni tanımıyordum.
Açi'ninki: Tanımama fırsat yoktu.
Açi'ninki: Dördüncü gün ceketinin üstündeki rozeti araştırdım ve okuluna geldim.
Açi'ninki: Perşembeydi günlerden.
Açi'ninki: Müdürün sabah saatlerinde hepinizi sıraya dizdiği bir andı. O kalabalıkta sana bakınırken göremeyeceğime neredeyse emindim.
Siz: Peki, gördün mü?
Açi'ninki: Gördüm.
Açi'ninki: Samet'le sarılıyordun.
Siz: O günde mi seni görüp unuttum yoksa?
Siz: Öyleyse üzülürüm.
Açi'ninki: Okul çıkışı pastanede denk geldik.
Açi'ninki: İlk defa akşamüstü pastaneye geliyordun.
Açi'ninki: O zaman da Aralık ayıydı.
Açi'ninki: Bu defa tek bir çeşitten bir sürü kurabiye aldın ve dışarıdaki o gün defalarca kez yağan yağmuru yine görünce etrafına bakmaya başladın.
Açi'ninki: Gözüne şemsiyelerin konulduğu yeri kestirdin.
Siz: Parasını teklif edecektim!
Siz: Kiminse sorup alacaktım, yanlış anlamışsın. Gelip kendi şemsiyeni verdiğinde bunu iyi niyetle yaptın sanmıştım.
Siz: Gerçekten çalacağımı mı düşündün?
Açi'ninki: Gözlerin kısılıyordu, Balca.
Açi'ninki: Hem sana verdiğim kendi şemsiyem değildi. Korkmana gerek yok niyetini anladığım için.
Siz: Ne demek kendi şemsiyem, değildi?
Açi'ninki: Şemsiyem yoktu o gün yanımda.
Açi'ninki: Sana verdiğim senin şemsiyendi.
Açi'ninki: Onu da hatırlamıyorsun biliyorum.
Açi'ninki | Yazıyor...
Siz: Müdür yağmur yüzünden içeri girmemizi söylediğinde demir parmaklıkların ardında görmüştüm birini.
Siz: O da mı sendin?
Açi'ninki: Öyle.
Siz: Kendi şemsiyemi tanımadım mı ben?
Açi'ninki: Evet.
Siz: Ne düşündün o gün?
Açi'ninki: Açıkcası "Aaa sen!" demeni beklemiştim.
Açi'ninki: İlk defa o gün tanışacağımıza emindim.
Açi'ninki: Olmadı.
