Sırtımı biraz daha sıraya yaslayıp telefonuma gömüldüm. Hoca geç geleceği için sınıfta boğuk bir uğultu mevcuttu. Bense daha önce kitabını okuduğum bir kurgunun film versiyonunu izliyordum. En arkada oturmam kesinlikle bir avantajdı ilk defa.
Çünkü fazla müstehcendi.
Sadece kitapla birebir aynı mı diye kontrol amaçlı izliyordum aslında. Yoksa umrumda değildi böyle yapımlar.
"Ne yapıyorsun?"
Duyduğum sesle filmin sesini yükselttim. Kulaklıklarımı da iyice kulağıma yerleştirip izlemeye devam ettim. Muhtemelen bana seslenmiyorlardı. Filmde tam kadın kocasından olmuyor diye bekçiden hamile kalmak için tekrar onunla birlikte olacakken elimden çekilen telefonla gözlerimi irice açtım.
Kulaklığımın tekini hızla çıkarıp ayakta dikilen kişiye baktım. Kim olduğundan emin olmak için duvar tarafının son sırasına da baktığımda tam tahmin ettiğim gibi boş bir sıra görmüştüm.
"Sevgilim," benden bahsediyor olmalıydı. "Sen ben yokken fotoğraflarımıza mı bakıyorsun?"
"Ne?"
Ayağa kalkmak için hamle yaptığımda Arıkan oturmamı işaret etti. Sınıftaki uğultular ne zaman kesilmişti bilmiyorum ama o gelip yanımdaki boş sıraya oturur oturmaz izlendiğimizi iliklerime kadar hissettim.
Elindeki telefonumun ekranını bana gösterdi. Sahnenin durduğu yere baktım. Uyuşturucudan sonra cinsel içerikli bir şey izlerken yakalanırsam yine uzaklaştırma alır mıydım acaba?
Sadece okuduğum romanı teyit ediyordum halbuki.
"Evet, öyle. Çok güzel fotoğraflar var galerimde. Ver telefonumu," eline uzandığım sırada netflix'ten çıktığını gördüm. Kamerayı açtı çok düşünmeden. "Ben gösterirdim sen neden zahmet ediyorsun?" diyip şakacıktan koluna vurdum.
"Eskilere bakmak yerine yenilerini çekmeliyiz, hadi gülümse." diyip beklemeden art arda selfie çekmeye başladı. "Gülümsesene sevgilim," yüzünü bana döndüğünde elimi koluna koydum.
"Dur artık." dedim, kısık bir sesle. Ben bu durumdan hoşnut olmayan bir ifadeyle baktığıma emin olsam da onun nasıl baktığını bilmediğim için konuşmasını bekledim. Yakınımda olduğu için sınıftaki kalabalığın bir çoğu benim için iyiden iyiye görünmez olmuştu. Görüş açımda kocaman bir boş yüz vardı ve bu kadar yakınımda durması kesinlikle huzursuz ediciydi.
Arıkan kolunu saran elimi tutup yavaşça kaldırdığında ne yaptığını izledim. Parmaklarımı yüzüne yaslayıp eliyle üstünde tuttu. Saçlarına biraz yakındı parmak uçlarımın durduğu yer.
"Ne yapıyorsun?" desem de cildinin gördüğümün aksine yumuşak olduğunu hissedince istemeden parmaklarımı teninde gezdirdim.
"Gözlerime bak konuşurken." dediğinde tam işaret ettiği yere baktım. "Tek gözüme değil Balca," aldırış etmedim. Azıcık daha yukarı çıkıp parmağımı tekrar tenine değdirdim. "Gözümü deşme sakın."
Hissettiğim misket gibi şey sanırım gerçekten de gözüydü. Göz kapağı benimkiyle aynı dokuya sahip olduğu için tırnağımı bastırmamaya ekstra özen gösterdim.
İlgiyle sıramdan destek alarak yüzüne biraz daha yaklaştığımda elini elimin üstünden çekti.
"Dikkat ette aşık olma." dedi ama çok kısık sesle. Uyarır gibi. Sınıftakilerin duymadığına emindim.
Sınıf demişken...
Aklıma insanların izlediği gelince kirpiklerine son kez dokunup elimi geri çektim. "Neyseki kriterlerime uygun değilsin. Endişelenmene gerek yok."
Tekrar sırama yaslandığım an, sınıfın kapısının açılmasıyla gelene baktım. Okul üniforması olmayan biriydi. Muhtemelen dersin hocasıydı.
"Evli olmalı, kriterini mi geçemedim?"
Duyduğum sese aldırış etmemeye çalıştım. Ta ki elimi tekrar tutana kadar.
Şaşkınlıkla ne yaptığına baktım. Elimi tekrar yüzüne değdireceği sırada sınıftaki sıraların çekilip yerleşme sesinin arasından duyulan o ince keskin ses olmasaydı bakmaya devam da ederdim.
"Gençler, burası yeri değil!"
