Siz: Yanlış kapıya gidiyorsun sanırım?
Siz: Arıkan, orası benim evim değil!
"Gerçi benim evime neden gelsin ki bu saatte?" homurdana homurdana rehbere girip Arıkan'ı aradım. Motorsikletin sesi yüzünden kalkmıştım ayağa. Şimdi gördüğüm görüntü de ise motorunu yanlış yere park etmiş ve kafası bir milyon olduğu için karşı evin kapısına vurup duran bir ayyaş vardı. "Aç şu telefonunu..."
Bir türlü açmayınca kapıya yürüdüm. Anahtarımı bu defa aldım üstünden öyle çıktım dışarıya. Demir kapıya koşup açtığımda gürültüden dolayı bana dönmüştü. "Neden geldin bu saatte?" dedim, gökyüzüne bakarak. Yaslandığı kapıdan çekilip doğruldu. Bana doğru gelmeye başladı. "Sen sarhoş değil misin?"
"Çok içmedim."
"O zaman neden yanlış kapıya dadandın?"
Üstüme üstüme geldiğinde birkaç adım geri gittim. Sırtım demir kapıyla buluşunca gözüm elindeki eldivenlere kaydı. Neden onları çıkarmıyordu bir türlü? Kendi ellerimi kaldırıp baktığımda soğuktan kızarmaya başladığını gördüm. Canına cidden önem veriyor olmalıydı.
"Efe okuldan arkadaşım." dedi, önümde dururken. "Sen neden bu saatte bana bakmaya çıktın?" yüzüme çarpan alkol kokusuyla suratımı buruşturdum. Sanki bütün kıyafetleriyle birlikte alkol banyosu almış gibiydi. "Yoksa sana geldiğimi mi düşündün?"
Sesi uykuluydu. Esnedi.
"Başka ihtimal yok sandım." başımı salladığımda yanda kalan kapıyı eliyle ittirdi ve bahçeme girdi izinsiz.
"Bu soruma da "Pas" dersin diye düşünmüştüm." onu takip ettim. Kapımın önüne geldiğinde anahtarla kapıyı açtım. Yine benden önce girdi evime. Sanki salonuma hep geliyormuş gibi salonun yolunu tuttu ve kendini bir koltuğun üstüne attı.
"Neden bana iyi davrandığını anlamıyorum." söylediği şeyler boğuk olsa da tahmin edilebilir olduğu için anladım.
"Çünkü aramızdaki problemi çözdük." dedim ve bir süre karşılık bekledim. Sustuğunda mutfağın yolunu tutmuştum. Isıtıcıyı çalıştırıp kahve yapmaya başladığımda aklıma Efe ve Samet'in mevzusu geldi. Acaba Arıkan biliyor muydu?
Sonuçta Efe'ye gece gelecek kadar yakındılar.
Fincanı hazırladığımda omuzlarımı dikleştirip salona döndüm. Yavaş yavaş dökmemeye çalışarak yürüdüm. Fincanı sehpaya koyarken çoktan bilincini kaybetmiş bedeni dikkatimi çekti. Çok çabuk uyumuştu.
"Arıkan?" yanına gidip dürttüm. "Öldün mü?" dedim, tereddütle. Eğilip parmağımı burnuna götürdüm. Nefes alıyordu. "Böyle mi yatacaksın gerçekten?" üstündeki monta, eldivenlerine ve ayakkabılarına baktım tek tek. Sâhi ayakkabıları demişken...
Elimi cebime attım, telefonumu çıkarıp rehbere girdim. Yaman'ı mı aralamalıydım Efe'yi mi?
İkincisi daha iyi bir seçenekti kesinlikle.
Efe'nin adına tıkladığımda bileğime sarıldı. "Sorun ayakkabılarsa çözebiliriz." dedi, muhtemelen telefonuma bakıyordu. Sesi o kadar uykulu geldi ki kulağıma tekrar ayakkabılarına baktım.
"Üzgünüm ama burada kalman doğru değil."
"Sevgilin mi rahatsız olur?"
Kaşlarımı çattım birden, "Cidden hâlâ Yaman'la birlikte olduğumu mu düşünüyorsun? Gerçekten mi Arıkan?"
Bileğimdeki elini çekip karnının üstüne koydu ve derin bir nefes aldı içine. Duydum. Düşünüyordu ama neyi düşündüğünü bilmiyordum. Yanındaki boşluğa oturdum. "Sorunun ne?" dedim, uzuvsuz yüzüne baka baka.
"Sevgilin var mı?" diye daha açık konuştuğunda neden bahsettiğini anlamadım.
Düz bir soru muydu bu, yoksa yine altında bir şey mi yatıyordu? Konu Arıkan'sa cevapta tereddüte düşmeliydi insan.
"Yok." dedim, bildiğim kadarıyla.
"Emin misin?" sesi gitgide boğuklaşıyordu.
"Benden mi hoşlanıyorsun?" güldüm istemeden, sessiz kaldı. "Şaka mı yapıyorsun?" bu defa daha ciddi bir ifade takınıp yüzünü görmeye çalıştım ama başarılı olamadım. Gözlerimi onu görmek için kıstığımda aptallığım yüzünden başıma elimle vurmuştum.
Ondan bana hiçbir tepki gelmezken bu sefer kesin uyuduğuna emin oldum. Telefonumu kaldırıp ekranını açtım yine. Efe'yi aradım. Uzun uzun çaldı ama açan olmadı. Yaman geldi aklıma.
Bu saatte aramam doğru olmazdı.
Telefonu sehpaya attım. Üstüne başına baktım. Kalkıp önce ayakkabılarını çıkarıp koltuğun dibine koydum. Sıra eldivenlerine geldiğinde yine yanına oturdum. Önce sol elindekini sonra sağ elindekini çıkardım.
Dövme yaptırmıştı.
Önemsemeden montuna uzandığımda zihnimde az önce gördüğüm şey tekrar canlandı.
Montunu bıraktım. Ellerim titremeye başlarken zar zor tuttum sağ elini. Sırtında yazan üç satırlık yabancı yazı gözüme çarptı.
İbranice miydi bu?
"Hayatımda gördüğüm en büyük şerefsiz sensin, Arıkan." yazının üstünde parmaklarımı gezdirip iyiden iyiye varlığına emin olmaya çalıştım. Boğazıma oturan yumruyla birlikte karaktersizliğine dehşetle baktım.
Aklıma telefonu gelince evim sıcak olmasına rağmen buz tutan parmaklarımla montunun cebini açtım. Kalıbı gözüken telefonunu çekip aldım ve parmak ucunu okutup telefonu açtım.
Düzenli nefes alışverişleri bana bir hâyli yardımcı oluyordu. Kafama bir ağrı girse de WhatsAp'a girmekten geri durmadım. Mesajlarda kendimi bulunca üstüne tıkladım.
Emir'le olan konuşmalarımızdı bunlar...
O, Emir'di.
Ekrana düşen yaşla elimi yanağıma attım. Bana ne yaptığının farkında mıydı o?
