oylarınızı ve yorumlarınızı unutmayın
İyi Okumalar
Lalisa
Sabah Jinyoung'un büyük yatağında kalktığımda mutfaktan gelen tabak çanak sesleriyle yüzümde bir gülümseme oluşmuştu, sanırım bana kahvaltı hazırlıyordu.
O bana o soruyu sorduğunda uyuyakalmış taklidi yapmış ve kılpayı kurtulmuştum, gördüğüm üzere o da ben uyuduktan sonra gece beni yatağına taşımıştı.
Hızlıca kalkıp yarı açık gözlerimle birlikte mutfağa girmiş ve onun vücuduna arkasından sarılmıştım, o ise kahvaltı hazırlamaya devam etmişti.
"Bana kahvaltı mı hazırlıyorsun?" diye sordum elimi hafifçe karnının üstünde dolaştırırken.
"Sadece sana değil, sen ve sevgiline." Jennifer'ın sesini duyduğumda yerimde bir anda sıçramıştım.
Ve elim hala kasıklarındaydı.
Bu eve nasıl girmişti?
Hala ona sarıldığımı fark ettiğimde hemen birkaç adım geriye çekilmiş ve aniden ayılmıştım.
"Sen... nasıl?" fısıldayarak sorduğumda cebindeki anahtarı çıkarıp havada gülerek sallamıştı, bunu ne ara çalmıştı?
"Sevgilin de sığır gibi uyuyor aslında..." dedi yarım ağız ve ellerini belime attı, bedenimi kendine yasladı.
Koltuğa baktığımda yayılarak uyuyan Jinyoung'u görmüştüm, neden orada yatıyordu ki?
Beni yatağa kaldırıp kendisi koltukta mı yatmıştı?
"Dünkü bitiremediğimiz işimizi mi halletsek?" dedi sonra da dudaklarıma yaklaşıp onları hafifçe alt dudağıma sürterek.
"Bence bu kadar aksiyon yeter." dedim ben de geri çekilerek fakat o, beklemediğim kadar hızlı bir şekilde beni tekrar kendine çekmiş ve kalçamı sertçe kavramıştı.
"Hoşuna gitmiyor mu bu korku?" dedi yarım ağız bir şekile ve diğer elini de deli gibi çarpan kalbime attı.
Tenimin eliyle birleşmesiyle beraber kalbimin sesi kulaklarımı doldurup taşırmıştı.
"Doyamadın sanırım." dedim nefesimi dışarıya vererek ve rahatsızca yerimde kıpırdanıp hala uyuyan Jinyoung'u kontrol ettim.
"Sana hiç doyamıyorum ben..." dedi dudaklarıma bakarken.
İşte o cümleler dökülmüştü böylece ağzından.
Yolun sonunu yine yatağa götürmek için ağzından bir şekilde çıkan o cümle.
İçimde kendime itiraf edemediğim bir parçamın hep duymak istediği o kelimelerdi bunlar.
Sadece seks için olmadığına inanmak istiyordu.
Konuşmak istiyordu.
Sarılmak.
Gerçekten de öpülmek.
Tenimi yakmasını değil de hafifçe üstünde parmaklarını gezdirmesini belki de.
Fakat beni aleve de verse, kalbimi bin parçaya da bölse ya da gözyaşlarımın tenimi yakmasını da sağlasa...
Hiçbiri o bana dokunmadığında, beni yakmadığında tenime ve kalbime yayılan soğukluk kadar kötü olamazdı.
Hiçbir şey yokluğunun yaydığı o boktan his kadar kötü olamazdı.
Jinyoung'dan birkaç ses geldiğinde homurdanıp beni bıraktı ve arkasını döndü, domatesleri doğramaya devam ederken hafif yüksek sesiyle konuştu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Hurt you
Fanfiction"Kimi öldürdün?" diye sordu sanki normal bir şeymiş gibi. "Sevgilimi." dedim yutkunarak. "Ne istediğini iyi bilir misin Pranpriya?" diye sordu ellerini motorun iki yanına koyup üzerime eğilerek, beni kesinlikle bu kısa süre zarfında deli edivermişt...
