|Where is your fiance Pranpriya?|

269 22 19
                                        

okul, spor, gitar, dil, dersler artık yetisemedigimi hissediyorum kendime ayıracak surem yok bildigin

2 hafta sonra, büyük soyguna 15 gün kala

Lalisa

"Doksan dokuz milyon dokuz yüz doksan dokuz.." dolarları sayaçta sayarken sayıkladım.

"Yüz milyon, kişi başı." dedim ve dolar destesini elime alıp Jennifer'a döndüm.

"Hmmm bu kadar parayı ne yapacağız şimdi." dedi bir süre sonra.

Her şeyi yapabilirdik.

"Bu saklandığımız bok çukurundan çıkabiliriz mesela." dedim etrafa baktıktan sonra.

İki haftadır eski püskü bir evde saklanıyorduk, telefon yoktu internet yoktu.

"Haklısın bebeğim." dedi ve beni yanağımdan öptü.

"Ama bunu sen demeden önce ben halletmiştim zaten." dedi ve cebinden bir anahtar çıkardı.

"Dalga geçiyorsun!!" dedim ve elindeki anahtarı kaptım, ona sarıldım.

Nedendir bilmiyorum ama bu iki haftamız çok iyi geçmişti.

Belki de kötü günler yakın olduğundandı.

"Seni çok seviyorum." dedim burnumu köprücük kemiğine yaslayarak.

Onu her sevdiğimi söylediğimde içim cız ediyordu.

Aklıma o gün geliyordu, aklım hâlâ oradaydı.

Beni sevmediğini düşünmekten kaçıyordum ama sanki biri beni omuzlarımdan ittiriyordu o düşüncelere.

Düşecektim, belki de düşüncelerimin içine düşecek ve kaybolacaktım.

Tekrar.

Mutlu anımızı bozmamak adına ondan ayrıldım ve biraz da buruk gülümseyen o güzel yüzünde gözlerimi gezdirdim.

"Hadi gidelim, bugün bendensin güzelim." dedi ve yanağımdan makas aldı.

Yanaklarım kızarırken parmaklarını tuttum ve eşyalarımızı toplayıp bu bok yuvasından ayrıldık, tabii ki Jane'i de yanımızda götürmeyi unutmamıştık.

Arabayı da yaktığımız için arabasızdık ve merkeze yürümemiz gerekiyordu, çok şükür o kadar da uzak değildi. 

İlk defa bu kadar temkinli davranıyordu.

Normalde olsa 'yakalanırsak kaçarız' kafasında olurdu fakat bu sefer farklıydı.

Belki de o kadar fazla insanı vurduğumuz içindi bilmiyorum, belki de otuz günle alakalı bir şeydi.

O günden beri on beş gün geçmişti.

On beş gün kalmıştı.

Ne olacaktı ki?

Ne planlıyordu, ne düşünüyordu, ne hissediyordu hiçbir şey bilmiyordum.

Çok yakındık ama aynı zamanda da çok uzaktık.

Onu öpebiliyor, dokunabiliyor, kokusunu içime çekebiliyordum fakat duygularına asla ulaşamıyor, sevemiyor, sevgisini göremiyordum.

Merkeze gelmiş ve caddede gezmeye başlamıştık, oldukça az eşya almıştık o yüzden de çok fazla yükümüz yoktu ve rahatça gezebiliyorduk.

Jane'i göğüsündeki taşıma kangurusunda taşırken o kadar tatlıydı ki kafayı yiyecektim, bir eli benim elimi diğer eli de göğüsündeki Jane'i tutuyordu.

Hurt youBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin