Kendinden emin olan duruşunun aksine, söylediklerinin saçmalığı çok başkaydı, güldürmüştü beni, "Dünya'ya hükmetmek istediğimi de nereden çıkarttınız?" diye sordum, sebebini merak ettiğim için değildi bu soru.
Viski bardağını önümdeki masanın üzerine bırakmanın hemen ardından, deri eldivenlerinin olduğu ellerinin parmak uçlarını birleştirerek, "Ben kaçmaktan sıkılmam Zeynep Tufanlı, peki ya siz nereye kadar kovalayacaksınız?" diyerek, kendisi de bana bir soru yöneltti.
Tatlı bir tebessüm yerleştirdim yüzüme önce, sonra da "Bu benim işim, ben de kovalamaktan sıkılmam," dediğim an onun da gülümsediğini hissettim.
"İstihbarat size ne kadar ödeme yapıyor? Bu konuyu hep çok merak etmişimdir."
Parmaklarım ile kendisini işaret edip "Siz bu bilgiyi on dakika bile sürmeden öğrenebilirsiniz Kerem Karadağ." dedi, gözlerinin içine bakarak. Paltosunun sol göğüs cebinden çıkarttığı telefonunu eline alarak bir mesaj yazdıktan hemen sonra yüzüme baktı, konuşmadan iki dakikayı geçirdiğimizde, bir bildirim sesi doldurdu kulaklarımızı.
Telefonu cebine koyarak "Hayret ettim doğrusu, böyle zeki bir kadının Türk istihbaratından aylık sadece 132 bin lira ödeme alıyor oluşu çok vahim olsa gerek. Sanırım ben o parayla uçağımın yakıtını bile dolduramazdım." dedi, küçümseyici ses tonuyla.
Oturduğum yerde daha dik oturarak, "Duyduğunuz üzüntü için teşekkür ederim ve fakat buraya bunları konuşmak için gelmedim. Tahmin edersiniz ki Türkiye gündeminde, olmadığınız bir ana haber kanalı kalmadı. Teslim olmak şöyle dursun, işlediğiniz cinayetlerin bugün itibariyle toplamı 417 oldu. İsterseniz devlet sorunlarımızı konuşalım, bahsettiğiniz o soğuk savaşın bir tarafı olarak bana bir çözüm yolu önermek ister misiniz?" dedim, yeterince açık ve net konuştuğumu düşünerek.
"Ben az önce size beyaz bir kağıt uzattım, bunu beyaz bir bayrak olarak da düşünebilirsiniz. Oysa ki çözüm önerisi sunduğumu düşünüyordum."
Masanın üzerindeki istifa dilekçesine baktım, tereddütsüz bir şekilde yırtarak arabanın bir köşesine fırlatıp "Bu bir çözüm değil bir kaçış yolu, kaçmayı düşünmenizi zeka seviyenize yakıştıramadım." dedim, şuh bir kahkaha attı.
"Ben bir kaçış yolu aramıyorum Zeynep Tufanlı, ben sizin için bir kurtuluş kapısı aralıyorum. Aksi hâlde bu soğuk savaş bittiğinde ölmüş olacaksınız. Ki bunu hiç istemem, böyle zeki bir kadının benim yanımda çalışmasını tercih ederim. Çünkü yetenekli insanları severim, özellikle de zekasını benim için kullanacaksa."
Sağ bacağımın üzerindeki sol bacağımı indirip kollarımı da dizlerime yasladım, birkaç santim eğilerek "Yüzünü göstermekten korkan, sesini dahi bilmediğim bir adamın açtığı kapılar ile ilgilenmiyorum Kerem Karadağ." dedim.
Kafasını sağa sola yatırıp kütleterek aynı şeyi de el parmaklarına yaptıktan hemen sonra, "Tam olarak aynı şeyi düşünüyoruz birbirimizin hâkkında, ortak yönlerimiz artıyor farkında mısınız?" diye, sordu. Başımı olumsuz anlamda sallayarak "Bizim ortak yönlerimiz yok. Ben bir istihbarat ajanıyım, yüzümü ve sesimi hatta tenimi bile saklamak zorundayım. Bu istihbaratın aldığı bir karar, ama sizin ki tamamen korkaklık ve sır perdesi." dedim, son cümlelerde sıktığım dişlerimin arasından konuşarak.
Aynı şekilde bacağını diğerinin üzerinden indirip benim gibi kollarını dizlerine yaslayıp ön tarafa eğildiğinde "Kumar oynamayı sever misiniz?" diye sordu.
"Hayır."
"Ben de sevmem, iyi bir alışkanlık değil."
Başımı hafif sağa doğru yatırarak "Doğru." dediğimde ceketinin cebinden çıkarttığı iskambil kartlarını karıştırarak açık bir vaziyette önümdeki masaya serdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞANS OYUNU (+18)
Romance"Tilki gibi dostun olacağına, aslan gibi düşmanın olsun." derdi, Örgüt'ün lideri Kerem Karadağ. Bir istihbaratçı ile bir teröristin aşk hikâyesidir.
