Rüyada olmam gerektiğine inandığım anlardan birindeydim. Evet şuan ki manzara bir rüya olmalıydı, hatta kabus. Kaya burada olmamalı, Çınar tutukluk yapmış bir silah gibi Kaya'ya bakmamalıydı. Ve ben bu kadar titrememeli, aldığım nefesin bile beni boğduğunu düşünmemeliydim. Ağustos ayının güneşini tenimde hissederken bu kadar üşümemeli ve aynı anda bu kadar çok terlememeliydim. Bu terin ecel teri olduğuna inanmamalıydım. Ben şuan hiçbir şey düşünmemeliydim. Çınar'ın dudaklarından bir felaketi çağıran, "Kaya..." kelimesini de, duymamalıydım. Fakat sanırım yaşanan her şey gerçek olmalıydı ki, Çınar'ın ağzından çıkan o kelimeyi duyan herkes konağın dışına çıkmıştı. Herkesin yüzünde aynı korku, herkes Çınar ve Kaya'nın birbirine baktığı o an da nefesini tutmuş durumun imkansızlığını kabullenmeye çalışır bir haldeydi.
Kaya yüzüne yerleştirdiği o eşsiz tebessüm ile, "Kafandaki sesi susturmuşsun, karşındaki sesi nasıl susturacaksın?" diye sorduğunda, artık Kaya'yı koruyabilir miydik bilemiyordum. Ve şimdi her zaman söylediği o sözü düşünüp duruyordum. 'Bir insan ölmek için bu kadar can atar mı' diyen adam konuşuyordu.
Çınar'ın Kaya'ya doğru attığı adımı gördüğümüz an sanki daha öncesinde anlaşmış gibi hepimizin aklından aynı şey geçmiş ve hepimiz aynı anda tek bir sıra hâlinde Kaya'nın önüne dizilmiş bedenlerimizle önüne bir barikat kurmuştuk. Herkes belindeki silahı çekerek Çınar'a doğrulttuğunda Gaza'nın elindeki iki silahtan birini de ben almıştım. Çınar bunu beklemiyor olmanın verdiği şaşkınlık ile yerine mıhlanmıştı. Sanırım silah çektiğimiz şu dakikalarda Gurbet, İnce, Kanat, İlber, Gaza, Başak, Artemis, Damla ve ben Çınar'a çektiğimiz silah ile bir savaş ilan etmiştik.
Az öncelerde mutfağa giden Ecmel salona girdiğinde bahçede gördüğü manzara ile buraya koştururken belinden çıkarttığı silahı bize doğrultarak Çınar'ın önüne geçtiğinde, "N'apıyorsunuz amına koyayım, delirdiniz mi?" demişti, şaşkınlık içinde bize bakarken. Sanırım arkamızdaki Kaya'yı görmemişti.
Ecmel otoriter bir ses tonuyla, "Kanat söyle şunlara, silahlarını indirsinler. Ya hepinize bir hâller oldu amına koyayım, kime silah doğrulttuğunuzun farkında mısınız?" diye, bağırdı güçlü bir ses tonuyla.
Kaya, Kanat'ın ve İlber'in omzundaki boşluğun üzerinden başını uzatarak, "Dokuz kişiye silah doğrultan Ecmel Ayaz Taşkıran taşşağından istiyorum bende." dedi, dalga geçer bir hâlde.
Ecmel'in Kaya'yı gördüğü an yüzünde oluşan dalgalanma ile silahını indirerek, "Kaya." demesi, hepsi birkaç saniye içinde olmuştu. Ve ani bir hareket ile taraf değiştirerek şimdi de silahını tıpkı bizim gibi Çınar'a doğrultmuştu. Çınar ise kendine doğrultulan on farklı silahı umursamadan bakışlarını sadece Kaya'nın ela gözlerine sabitlemişti.
Çınar olduğu yerde durmamış ve attığı birkaç adımdan sonra Kanat'ı ve İlber'i iki yana iterek Kaya'nın tam karşısında almıştı soluğu. Silahlarımızı indirmeden etraflarına çember kurmuştuk. Neyse ki, Çınar'ın belinde ya da elinde bir silah yoktu.
Çınar anlayamadığımız bir ifadeyle Kaya'nın gözlerinin içine bakıyor sanki gerçekliğini algılamaya çalışır gibi gözleri büyüyor ve kısılıyordu. Dudaklarından ikinci kez dökülen, "Kaya." kelimesinin ardından, "Nasıl?" demişti, bakışlarına yerleşen tuhaf bir duygu ile.
Kaya Çınar'ın gözlerine bakarken, "Kanat, kendisine verilen infaz emrini yerine getirmedi ve beni öldürmedi. Yani tünelin sadakat yeminini bozdu. Normal şartlar altında buraya gelmemeliydim. Fakat ben ömür boyu Kanat'ın hayati tehlikesini hissederek yaşayamazdım. Buraya teslim olmaya, hatta belki de sana yalvarmaya, önünde diz çökmeye geldim. Yanlış anlama, kendim için değil. Kanat'ı affet ve yarım kalan infazı sen tamamla diye. Sen bana verdiğin sözü tutup, Aral Mestan'ın canını koruyamadın. Şimdi o sözü Alkan Kuser için ver sonra da al canımı, her şey olması gerektiği gibi olsun." dedi, yüzüne yerleştirdiği tebessüm ile.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞANS OYUNU (+18)
Romantizm"Tilki gibi dostun olacağına, aslan gibi düşmanın olsun." derdi, Örgüt'ün lideri Kerem Karadağ. Bir istihbaratçı ile bir teröristin aşk hikâyesidir.
