18. Perde

261 23 20
                                        


Şaşkınlığımı gizleyemez bir şekilde, "Pícaro neden bilmiyor?" diye sorduğumda eline aldığı saçımın bir tutamını kulağımın arkasına sıkıştırarak, "Bunun nedenini sonra öğrenirsin," deyince, ısrarcı olmak istemeyerek başımı salladım. Elim burnuna gittiğinde, "Acıyor mu?" diye sordum, gülümsedi. Başını iki yana sallayarak, "Hayır," deyince elini tuttum ve eve doğru yürüdüm. Üst kata çıkartarak banyoya girdiğimde elini bırakıp küvetin suyunu açtıktan sonra yeniden yanına gittim. Tişörtünün eteklerinden tutarak çıkarttım. Sonra bende üzerimdeki kırmızı elbiseyi çıkarttım. Beni izliyordu sadece. Gözümle eşofman altını işaret ettiğimde sinsi bir gülüşle, "Yatağa atacağını sanıyordum, küvet fikri de iyiymiş." dedi. Tamamen soyunduğumuzda sadece alt çamaşır kalmıştı üzerimde. Çınar yuvarlak olan küvete girip sırtını yasladığında bende çekmeceden çıkarttığım tentürdiyotu ve pamuğu alarak küvetin içine girdim. Bacaklarının üzerinde ona dönük şekilde oturuyorum. Küvet dolduğunda Çınar suyu kapatınca bende tentürdiyot döktüğüm pamuk ile yüzündeki kan lekelerini sildim. Ardından aynı pamuğu alıp benim patlayan kaşıma sürdü. Sonra pamuğu bir kenara atıp belimden tutarak beni kendine çekti ve sırtımın göğsüyle buluşmasını sağladı. Kolları bir mengene gibi sardı beni, boynuma bir kaç öpücük bıraktı. Başımı geriye yatırarak, "Uluslararası Güvenlik Duvarı kurmuşsun, hem de tek başına. Bu nasıl mümkün olabilir, akıl alır gibi değil." dedim.

Bacaklarımı okşarken dudaklarını kulağıma yaslayıp, "Zor bir şeydi, ama başardım." deyince derin bir nefes alarak, "Her şey bir yana, şimdi neden bu kadar korkusuz ve güçlü olduğunu anlayabiliyorum. Bana demiştin ya, istihbarattan neden korkmadığımızı anlarsın diye, anladım." dedim. Kulağıma bir öpücük bıraktığında yeniden söze girerek, "Ama sen bana bu duvardan Pícaro'nun haberi yok demedin mi? O zaman neden istihbarattan korkmadığımızı anlarsın diyorsun. Senden başka bilen yoksa Kaya ve Damla neden bu kadar korkusuz?" diye sordum.

Elleri karnımı okşarken, "Bana güveniyorlar. Onlara nedenini anlatmayacağım bir güvencemizin olduğunu söyledim. Sorgulamamaları gerektiğini de söyledim. Ve güvenmeyi tercih ettiler." dedi. İç çekerek, "Bilmelerini istememenin özel bir sebebi var mı?" diye sordum, merakla. Başıma bıraktığı bir öpücükten sonra, "Ben o duvarı Kaya ve Damla için kurdum. Bir gün bana bir şey olabilir, ölebilirim ya da yakalanabilirim. İlk ihtimal yüksek ikinci ihtimal düşük de olsa, ben yakalandığımda onlar yeni bir hayata başlamalı diye düşünürdüm hep. Çünkü benim yüzümden yeterince tehlikeli bir hayatın içindeler zaten. Eğer bu duvarı bilirlerse, hayatlarının garantisini sırf benimle aynı kaderi yaşamak için yok ederler. Özellikle de Kaya, onu korumaya aldığımı duyarsa delirir." dedi.

Başımı çevirip gözlerine bakarak, "Kerem Karadağ'ın bu uluslararası güçten haberi var mı?" diye sordum. Başını iki yana sallayarak, "Hayır," dedi. Kaşlarımı çatarak, "Ya öğrenirse, o zaman seni yok etmek isteyecektir," dedi. Tatlı bir tebessüm ile, "Karadağ beni yok edemez." dedi. Meraklı gözlerle, "Buna emin olamazsın ki. Sonuçta senden güçlüler." dedim. Yanağımı okşarken, "Benden güçlüler çünkü Pícaro var. Yani benim kurduğum güvenlik koridoru ile güçlüler. O koridor yıkılırsa, çok büyük bir tökezleme yaşarlar ve uzun süre toparlanamazlar." dedi, bir şey söyleyemedim.

Yeniden başımı göğsüne koyarak, "Neden bana söyledin peki?" diye sordum, bir nedeni olmalıydı. Elleri göğüslerimi okşarken, "Çünkü yanımda benim seviyemde birini istiyorum," dedi. Omuz silkerek, "Bu mümkün değil. Sen on senedir bu işin içindesin, birçok alanda kendini fazlasıyla geliştirmişsin. Ben sana ayak uyduramam." dedim. Bunu gerçekten de düşünüyordum. İstihbarattan da gelmiş olsam, Çınar'ın gücünü anlamamak için aptal olmak gerekirdi. En az 'Europol' kadar güçlüydü. Kendine ait sadece kendisinin kodlama yapabildiği bir güvenlik duvarı kurmuş. Böyle bir zeka ile nasıl baş edilir ki?

ŞANS OYUNU (+18)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin