48. Perde

381 25 78
                                        


Herkesin iyi olduğu bir konu vardı bu hayatta. Benim ise bugüne kadar en iyi olduğum konu, burnumun ucundaki gerçekleri elimin tersiyle itmekti. Aslında ihanet etmek konusunda da başarılı olduğumu söyleyebilirim. Sonuçta ben istihbarat tarafından gönderilen bir ajan olduğum gerçeğini her zaman unutmuş, Çınar Atabey'in kollarında yaşadığı aşk ile kör olmuş, etrafımdaki gerçekleri duymazdan gelmiş Zeynep Tufanlı olduğumu kabul etmek zorundaydım. Elimdeki kimliğe baktığımda yüzüme bir tokat gibi çarpan gerçekleri yeni fark ediyor olmak ise en büyük eksikliğimdi. Fakat bu hayatta başarılı olduğum bir diğer şey ise, şartlar ne olursa olsun soğuk kanlı davranıyor olabilmemdi. Ve bu meziyetim bana bir çok savaşı kazandırabilirdi. Şuan içinde olduğum savaşı düşünürsem, savaşın ortasında saflar değişmiş dahi olsa, en büyük gerçeğim; savaşın hâlâ devam ediyor oluşuydu. Ve Zeynep Tufanlı hiçbir zaman kaybeden tarafta yer almayacaktı. Oyunu kendisi başlatmamış olsa da, oyunu bitiren olacaktı. Bu oyundaki şah Kerem Karadağ olabilirdi, fakat mat edecek hamle benden gelmeliydi. İnandığım bu güç kaldırdı beni oturduğum koltuktan. Elimde tuttuğum ve bir anahtar kilidinden farksız olan kimlik ise yeniden cüzdana yerleşmiş, ceketin cebine kavuşmuş o ceket sanki hiç yere düşmemiş gibi koltukta yerini almıştı.

Merdivenlerden gelen ayak sesi beni hayata döndürürken yüzüme yerleştirdiğim gülümseme en büyük kozumdu. Gülümseyerek yanıma gelen adam ise, kozumun ta kendisiydi. Elleri belimi bulduğu anda kollarım omuzlarına yerleşmesi, gözlerimin içine bakarak, "Sevgilim." deyip, boynuma bıraktığı öpücük ise Zeynep Tufanlı'nın başlatacağı operasyonun kısa süreli ateşkesiydi.

Siyah gözlerim yeşil gözlerinin üzerinde gezinirken, "Viski kalmamış, şarap ister misin?" diye, sorduğumda ise o yeşil gözlerin bir daha açılmamak üzere kapandığını hayal edişim de onurumu kurtaracak oluşumdu.

Bir elini yanağımda gezerek dudaklarıma bıraktığı yumuşak öpücüğün ardından, "Şarabı toplantıdan sonra içeceğim, dudaklarından..." demişti, ihtiras dolu sesiyle. Ve bu ihtiras dolu sesin bir gün yalvarmak için çıkacak oluşunu hayal edişim ise, bana yaşattığı acının bedeli olacaktı.

Tıpkı onun gibi yüzüme yerleşen tebessümün ardından, "Beni tahrik etmemelisiniz Çınar Atabey, gitmemiz gereken bir toplantı var." demiştim, onun küçük oyununa eşlik ederken.

Dudaklarını yasladığı kulağıma fısıltıyla, "Bana karşı bu kadar çabuk tahrik olabilmen beni fazlasıyla azdırıyor." demişti, iç çekerken. O iç çekiş bir gün almak için yalvaracağı son nefesi olacaktı.

Geriye çekilip tutkuyla birleşmiş bakışlarını üzerimde gezdirdiğinde dilimi dudaklarımda gezdirdikten sonra, "Beni kendine bu kadar kolay aşık ettiğin için pişman olacaksın." demiştim, şehvet dolu bir ses tonuyla.

Bakışları yüzümde gezinirken, "Bana aşık mısın?" diye, sormuştu meraklı ve zehirli yeşil gözleriyle. Başımı sallayarak, "Az önce fark ettim, öyleymişim." dedim, hiç çekinmeden.

Çınar'ın yüzüne yayılan gülümseme benim de gülümsememe sebep olmuştu. Elleri belimi daha sıkı kavrarken, "Şimdi gitmem gerekiyor, biz bu konuyu bir ara masaya yatıralım Misha Olivia." demişti, içten bir şekilde konuşarak. Yumuşak bir ses tonuyla, "Masaya yatırmamız gereken konular birikmeye başladı Çınar Atabey." demiştim, gözlerine bakarken.

Uzanıp dudağıma bıraktığı bir öpücükten sonra geri çekilerek koltuktan aldığı ceketini giyinirken, "Ben çıktıktan sonra hazırlanıp Tarabya'ya geç, fazla oyalanma." dedi, göz kırparak. Başımı salladığımda ise alnıma bıraktığı bir öpücükten sonra önce salondan sonra da evden ayrıldı.

Sokak kapısının sesini duyduğum an kapanan gözlerim ile, derin bir nefes alma ihtiyacı hissetmiş aldığım nefesi yeterli bulamadığım için kendimi bahçeye atmıştım. Havuzun kenarındaki bodur şezlonglardan birisine yerleşirken bakışlarım karşımdaki duvardaydı. Ve şimdi parçaları birleştirme vaktiydi.

ŞANS OYUNU (+18)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin